Çrş08212019

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home

Makaleler

MİLLETVEKİLİ NE İŞE YARAR?

 

Günümüzde halkın egemenlik hakkını doğrudan kendisinin kullanması mümkün değil, modern demokrasilerin hemen tamamında temsili demokrasi yürürlükte. Halk bu hakkını seçtiği temsilcileri, yani milletvekilleri aracılığı ile kullanıyor.

Bu tanımdan anlaşılacağı gibi milletvekilinin esas görevi parlamentoda halkı temsil etmesi. Yasama organını bir üyesi olan milletvekilinin başlıca temel sorumlulukları ise yasa koymak, değiştirmek, kaldırmak ve yürütmeyi denetlemek. Teori bunu söylüyor, ancak fiilen böyle bir durum yok. Sistemde yapısal sorunlar var; Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, Meclis İç Tüzüğü milletvekillerinin hareket alanını sınırlıyor. Öncelikle halkın kendi temsilcilerini kendisinin seçtiğini söylememiz mümkün değil. Siyasi Partiler milletvekili adaylarını, tüzükleri gereği isterlerse üyelerle/ delegelerle veya merkez yoklaması ile seçebilirler. Bu üç yöntemde de halkın iradesinin belirleyici olduğunu söylemek zor. Çünkü seçmen oy kullanırken liste sıralamasını değiştirme hakkına sahip değil. Bu yapıdan çıkan milletvekilinin halkın temsilcisi olduğunu söylemek de gerçekçi değil.

 

 

 

Batı demokrasilerinde aktörler sadece siyasal partilerle sınırlı değil, sivil toplumun yaşamsal önemi var. Türkiye gibi bireyin seçme hakkının kısıtlı olduğu, devletin dışında geçimini sağlamasının sınırlı olduğu toplumsal yapıda sivil toplumun gelişmesine milletvekilleri katkı vermek zorunda. 2014 yılında devletin doğrudan yardımına muhtaç hane sayısı 8 milyona yükselmiş durumda, bu sayı 30 milyonun üzerinde nüfus ve en az 15 milyon seçmeni temsil ediyor. Devletin güçlü olduğu zayıf toplumlarda totaliter ve otorite devlet yükselir. Devlet vatandaşın varlık nedeni değildir, devletin vatandaşın varlığının güvenliğinden ve özgürlüğünden sorumlu bir kurum olduğunu topluma anlatacak milletvekilleridir.

 

 

 

Günümüzde kapitalist sistemin yarattığı büyük adaletsizlikler, eşitsizlikler var, milletvekilleri bunların en alt düzeye indirilmesi için yapılan demokratik mücadelenin aktörü olmalı. Toplumun örgütlü olmasına, demokrasinin yaşamın her alanına girmesine rehberlik etmeli. Çağın hakim paradigması radikal biçimde değişime uğruyor; modernitenin homojen, tektipliğe dayanan anlayışı, her geçen gün yerini postmodernitenin çeşitliliğe dayalı, farklılıkların özgürce sergilendiği bir yapıya evriliyor. Bu süreçte, etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel, kültürel vb alanlarda farklılaşma talepleri artıyor. Milletvekilleri bu sosyolojik değişime uygun "yeni siyaseti" anlamak ve savunmak zorunda. Varlığı yanında kişiliği olan insan olarak tanımlayabileceğimiz "birey"in taleplerini anlamadan, onun tercihlerine saygılı olmadan toplumu barış içinde yönetmek mümkün değil.

 

 

 

Küreselleşme sürecinde devletler arası, toplumlar arası ve topluluklar arası küresel ölçekte yoğunlaşan, derinleşen ve hızlanan ilişkiler var. Bütün bunların yarattığı "karşılıklı bağımlılıklar" var. Milletvekilleri bu süreçlerde oluşan yönetebilirlik ve meşruiyet krizini görmek zorunda. Bu çerçevede devlet- toplum- birey ilişkilerini yeniden tanımlamak zorunda. Devleti dönüştürme sürecinde ekonomik alanı düzenlemede sosyal adaleti özellikle vurgulaması gerek. Milletvekilleri, sosyal adalet kavramının günümüzdeki çok boyutlu yapısını anlamak, refah ve gelir dağılımdaki adaletin yanında, kültürel hakların kullanılmasını ifade eden "tanınma adaletini", kadınların ve gençlerin siyasette etkinliğini ifade eden "katılım adaletini"  savunmak zorunda.

 

 

 

Son olarak milletvekili ülkenin kalkınmasının, sürdürülebilir büyümenin, yoksulluğun, işsizliğin aşılmasının AB standartlarında, denetlenebilir bir demokrasiye, evrensel hukuka saygılı bir devlet yapısına bağlı olduğunu bilmek zorunda. Türkiye yer altı zenginlikleri olmayan, tasarrufları yetersiz bir ülke;  üretmek dış finansmana bağlı, milletvekillerinin hamaset yapmadan, bu gerçekleri bilerek hareket etmesi gerek. Evrensel hukukun olmadığı, demokrasinin denetleme işlevini yerine getiremediği bir ülkeye yatırımcının gelmeyeceğini bilmek zorunda. Üretmeden başkalarının paralarıyla ister bütçe açığı, ister cari açık veren, yani borçlanarak tüketime dayalı büyüme modellerinin sürdürülebilir olamayacağını görecek bir bilgiye, birikime sahip olmak zorunda.

 

 

 

 Milletvekilliği layıkıyla yapılırsa yüksek donanım gereken zor bir görev. Devleti yönetme sorumluluğunu üstlenmesi beklenen milletvekilleri; haftada en az 1-2 kitap okuyan, yerli ve yabancı basını takip edebilen, temel ekonomi bilgisine sahip, insan ve toplumu inceleyen, sanat ve kültüre ilgi duyan, çevresel duyarlıkları olan ve felsefi düşünceye yaşamında yer veren kişiler olmalı. Bu kriterlere uymadığı halde milletvekili olmak istemek; TBMM'de parmak indirip, kaldırmaya indirgenmiş bir milletvekili olmayı kabul etmek demektir. Milletvekilliğini bir statü, dokunulmazlık zırhı, devlet üzerinden zenginleşme aracı, yaşam boyu ayrıcalıklı maaş ve sağlık hizmeti olarak görenler için, "parmağa indirgenmiş milletvekili"  olmak istemenin dayanılmaz cazibesini anlayabiliriz.