Çrş08212019

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DEĞİŞİMİ ANLAMAK KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE ÖZGÜRLÜK
Çarşamba, 13 Ağustos 2014 12:03

KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE ÖZGÜRLÜK

Written by
Rate this item
(0 votes)

Özgürlük alanı; devletin bireylerle olan ilişkisi, devlet iktidarının sınırları, vatandaş hakları, devletin yükümlülükleri, demokrasinin işlerliği, hukukun üstünlüğü gibi alanlar hakkında fikir verir. Özgürlük alanının boyutları, toplumsal düzeni sağlamada demokrasiye verilen yer ana tartışma konularıdır. Siyasal sistem, sosyal yaşam ve kimlik tartışmaları bu süreçte öne çıkmaktadır.

Neo- liberal yaklaşımda küreselleşmenin özgürlük alanının genişlettiği iddiası vardır. Bu yaklaşımda küreselleşme ekonomik bir durumdur ve serbest pazar bağlamında ele alınır.  Bireyin hareket alanı genişlemesi için, devletin müdahalesi ya da gelenek baskısının olmaması gerekmektedir. Birey, bu baskıların olmadığı durumda özgürdür. Bu yaklaşım, bireyin bireysel benliğini özel alanda, vatandaş kimliğini de kamusal alanda ele alır. Toplumu baskıcı ve yönlendirici olarak görür. Bireyin kişisel tercihleri ve kararları için bu baskılardan bağımsız hareket edebilmesi şarttır. Neo- liberal özgürlük anlayışının temelinde atomize birey vardır. Toplumdan soyutlanmış anlamına gelen bu tür birey, toplumsal ilişkilerin dışındadır. Bu yaklaşım, fakirlik- zenginlik, dağılım adaletsizliği, ötekileştirme gibi toplumsal ilişkileri bireysel temelde ele alır. Bu bağlamda, özgürlük alanı ancak küreselleşme süreçlerinden  yaralanan bireyler için söz konudur.

Yukarıda ele alınan neo- liberal yaklaşıma karşıt milliyetçi- devletçi yaklaşım, küreselleşme süreçlerinin yarattığı özgürlüklerin ulus- devleti tehdit ettiği iddiasındadır. Bu nedenle, özgürlüklerin kısıtlanmasını talep eder. Amaç devleti korumaktır. Bu yaklaşımda devlet iktidarı bireysel özgürlüklerin önündedir, devlet çıkarı her şeyin üzerindedir. Bireysel özgürlükler bu nedenle ikincil konumdadır. Bireysel özgürlükler bireysel çıkar temelinde ve özel alandadır bu nedenle de erdemden yoksundur. Birey ancak devlete karşı görevleri yerine getirirken sınırlanmış bir alanda hareket edebilir. Bu durumda özgürlük, ancak özel alanda ve bireysel çıkar temelinde söz konusu olabilir. Bireysel yaşamla ilgili olduğundan dolayı da bir erdem ifade etmez. Çünkü bu yaklaşımda bireysel özgürlük, ancak toplumsal yararı, bireyin kendi özgürlüğünün gerisinde gördüğünde kazanılabilir. Bu nedenle özgürlük talepleri toplumsal yarar ile çatışan talepler olarak görüldüğünden düzen bozucu olabilir. Bu anlayışa göre devlet çıkarını, devlet egemenliğini öncül almayan bireysel özgürlük olamaz. Bir başka deyişle bireysel özgürlük toplumsal nitelikli olmak zorundadır ve ancak o zaman kamusal alana taşınabilir.

Bu devlet çıkarlarıyla bütünleşmiş, bireysel değil, toplumsal yarara dayalı özgürlük anlayışı neo- liberal anlayışa karşı geliştirilmiş bir yaklaşımdır. Farklılık, çoğulculuk gibi kavramlara yer vermez, kolektif kimlikleri bireysel kimliklerin üzerinde görür. Sınıf ya da kimlik çatışmalarının yarattığı adaletsizliklerin pek bir önemi yoktur. Bu yaklaşım, küreselleşmeye karşı ulus- devletin yanındadır. Bu nedenle ulusal ekonomi ve ulusal kimlikler özenle korunmalıdır. Ulus- devlet vatandaşının bireysel hak ve özgürlükleri ancak toplumsal yarar ve devlet çıkarına bağlı olarak düşünülebilir. Milliyetçi- devletçi yaklaşımın bireysel özgürlükleri ikincil konumda gören “erdemli bireyi”  neo- liberal yaklaşımın atomistik bireyine karşı mücadele için geliştirilmiş bir vatandaş tiplemesidir.

Siyaset Bilimci, yazar E. Fuat Keyman, yukarıda açıklanan neo- liberal ve milliyetçi- devletçi yaklaşımlara karşı bir alternatif olarak “demokratik özgürlük”e yer verir. Özgürlüğü, benliğin “çevresini dönüştürme ve değiştirme iyeliği” olarak tanımlar. Bu nedenle özgürlük olumludur ve değişimle ilgilidir. Özgürlük sadece benliğin hareket alanı değildir, bu nedenle devlet müdahalesi ve gelenek kısıtlamasının azaltılması meselesi değildir. Devlet çıkarlarıyla ilişkilendirilen, toplumsal yarar ile sınırlandırılan bir özgürlük anlayışı anti- demokratiktir. Her iki yaklaşımın aksine özgür olabilmek, benliğin var olan iktidar ilişkilerini eleştirebilmesiyle doğrudan ilgilidir. Birey çevresini değiştirmek için bunu yapmak zorundadır. Bu yaklaşımda küreselleşmeyi yüceltmek ya da küreselleşmeye karşı duruş söz konusu değildir. Amaç sadece süreci sorgulamak ve küreselleşmeyi toplumsal değişim olarak görmektir. Bu değişim, devlet- toplum ve birey ilişkilerini dönüştürecek niteliktedir. Bu nedenle küreselleşme sürecinin özgürlük üzerine olumlu ya da olumsuz etkisi yoktur. Bu süreç bize, insanlık için daha iyi bir dünya yaratabilmeyi tartışma olanağı vermektedir. Bu dönüştürücü yaklaşım içinde özgürlük, ne toplumsal ne de bireyseldir.Özgürlükler, bireylerin devlet ve toplumla ilişkilerinde, çevrelerini değiştirebilmelerinin bir ölçütüdür. Bu bağlamda, vatandaş özgürlüğü sivil toplum örgütü, toplumsal muhalefet hareketi olarak yaşama geçer. Özgürlük karar alma sürecine katılımı öngörür. Kamusal alanın farklı kimlikleri açılması anlamına gelir. Kamusal alanda diyalog ortamının tesisi şarttır, ancak bu yolla kimlikler arası diyalog sağlanabilir. Bu özgürlük anlayışının temelinde farklı olana anlama çabası vardır. Bu süreçte “Öteki” ne karşı sorumluluk ve farklılıklar arası diyaloga ihtiyaç önemle vurgulanır.

Demokratik özgürlük anlayışı, neo- liberal yaklaşımın toplumdan soyutlanmış bireyin ekonomik rasyonalitesine dayalı bir ilişki değildir. Aynı zamanda, milliyetçi- devletçi yaklaşımın öngördüğü bireyin “devlet çıkarları ve toplumsal yarar” la bağlantılı erdemlilik anlayışına da karşı çıkar. “Erdemli olmak” çevreye karşı sorumlulukla ilgilidir, “öteki” ile diyaloga ve farklı olanı anlamaya bağlıdır. Keyman “erdemli olmayı özünde etikle ilişkili bir kavram” olarak ele alır ve Emmanuel Levinas’ın “Ben kendimi Öteki’nin ötekisi olarak hissettiğim zaman sorumluluk, dolayısıyla Ötekiyle iletişimim başlar” önermesini hatırlatarak, özgürlük- etik ilişkisini anlamamızı sağlar. Levinas’a göre etik “benlikle Öteki arasında bir sorumluluk ilişkisi” dir. “Ötekine karşı sorumluluk” dolayısıyla ötekine karşı bir ilişki biçimidir.

Küreselleşen dünyada “Öteki”ni anlamadan, huzurlu ve barış içinde yaşamak mümkün değil. Hem bireysel, hem de farklılıklar temelinde özgürlük talepleri her yerde giderek artıyor. Bu süreçte; özgürlüğün kendisini, Keyman’ın vurguladığı gibi, “etik bir eylem” olarak yeniden düşünmeliyiz. Demokratik özgürlükler temelinde yükselen yeni bir siyaset anlayışı, devlet-toplum ilişkisini yeniden düzenleyebilir. Bu düzenleme ile; farklılıklar arası ilişkiler diyaloga dayandırıldığında; farklılıklar, kendileriyle ve kendilerinden farklı olanlarla ilişkilerini “ötekine karşı sorumluluk” temelinde yeniden şekillendireceklerdir.

 

Read 1334 times Last modified on Pazartesi, 01 May 2017 16:46