Prş06202019

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM
DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM
Haftalık Yazılar

Haftalık Yazılar (84)

18 Şub 2019
Published in Haftalık Yazılar

Geçtiğimiz hafta Avrasya Ekonomi Zirvesi toplandı. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu yılki tartışma konusu olan “popülizm” üzerine çok değerli bir konuşma yaptı.

12 Şub 2019
Published in Haftalık Yazılar

Dünya Ekonomik Forumu 2019 yılı Küresel Risk Raporu’nu yayınladı. İş insanlarının, politikacıların, sivil toplum kuruluşlarının ve akademisyenlerin görüşlerine dayanan rapor; çevresel kötüleşme, siber güvenlik ihlalleri, ekonomik zorluklar ve jeopolitik gerginliklere dikkat çekiyor. İklim değişikliği ve veri güvenliğinin yanında, giderek gerilen uluslararası ilişkiler ve küresel ekonomiye yönelik tehditler en önemli riskler olarak sıralanıyor. Ayrıca, ABD Başkanı Trump’ın “Önce Amerika” siyasetinin uluslararası ticaret kuralları ve anlaşmaları zayıflatacağı, Brexit’in doğurduğu belirsizliklerle küresel ölçekte kaygı yarattığı dile getiriliyor.

12 Şub 2019
Published in Haftalık Yazılar

Toplumumuzda öfke patlaması var; öfke şiddeti doğuruyor, nefreti yaratıyor ve bütün toplumu kuşatıyor. TV tartışma programlarında, sokakta, kafede, sosyal medyada her gün sergileniyor bu olumsuz duygular. İnsanlar birbirine bağırıyor, hakaret ediyorlar. Kimsenin kimseye saygısı yok. Toplumda sağlıklı iletişim kalmadı, şiddete başvurmak doğal hale geldi. Toplum olarak sevgi, hoşgörü ve yardımsever olmaktan uzaklaştık. Yetişkinler böyle de, çocuklar farklı mı? Çocuklarımızın ne izlediğine, kimlerin onlara rol- model olduğuna, nasıl sosyalleştiğine bakarsak, onların da bu sorunlu yaşam biçiminin parçası haline geldiklerini söyleyebiliriz.

12 Şub 2019
Published in Haftalık Yazılar

IMF geçtiğimiz günlerde 2019 yılı için Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nu güncelledi. Rapora göre ekonomiler güçlü değil, işler küresel ölçekte iyi gitmiyor. Dünyanın ekonomik büyümesi yüzde 3,7’den 3,5’e düşecek. Bu koşullarda ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırımına devam etmesi mümkün görülmüyor,  Avrupa Merkez Bankası da (CEB)  2019‘da başlatmayı planladığı parasal sıkılaştırmayı zorunlu olarak erteleyecek.

12 Şub 2019
Published in Haftalık Yazılar

Yönetim biçimimiz olan temsili demokrasi “temsil”, “sınırlandırma” ve “güçler ayrılığı” ilkesine dayanır, ancak temsili demokrasi bugün tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir kriz içinde. Nedeni temel ilkelerin dikkate alınmaması. Örneğin güçler ayrılığı ve katılım boyutunda yaşanan çok ciddi sorunlar var. Aydınlanma felsefesinin ürünü olan liberal demokrasi, ulus devleti çerçeve olarak kabul eder ve çoğunluğun iradesini ortaya koymak için “seçim” öngörür. Bu nedenle pek çok politikacı seçimi demokrasiyle özdeşleştirir. Ancak seçim çoğulculuğu şart koşar. Bu bağlamda seçmen, aralarında seçim yapabileceği farklı görüşlere sahip adaylar bulabilmeli ve kitle iletişim araçlarını eşit kullanabilmelidir. Çünkü liberal demokrasi her türlü ideolojik bağnazlığı ret eder, aday ve program çoğulculuğu demokrasinin olmazsa olmazıdır.

12 Şub 2019
Published in Haftalık Yazılar

Ünlü siyaset bilimci ve teorisyen Robert A. Dahl demokrasilerde siyasal karar sürecinin, tek bir yönetici azınlık tarafından tekelleştirilmesine karşı çıkar. Demokrasinin temel işlevi bu tekelleşmeyi önlemektir. Dahl demokrasiyi iki değer üzerine oturtur. Birincisi katılım ve temsil hakkıdır. Yani demokrasinin herkesi kapsaması, vatandaşların tümünü içine almasıdır. İkincisi itiraz hakkıdır. Yani vatandaşın kafa tutması, itiraz etmesidir. Bunun ortaya çıkması ise “muhalefet” ile mümkündür. Ancak muhalefetin olması için insanlara itiraz hakkının verilmesi gereklidir. İnsanlar gerektiğinde, hangi çoğunlukla alındığına bakmaksızın bütün kararlara özgürce itiraz edebilmelidirler.  Robert A. Dahl demokrasinin temel unsurları olan siyasal katılım, siyasal temsil ve itiraz hakkına dayanmayan ya da bunları herhangi bir şekilde engelleyen hükümetlerin meşruiyetlerini kaybedeceklerini söyler.

04 Oca 2019
Published in Haftalık Yazılar

2018’in ikinci yarısından sonra, kurlardaki anormal yükselme ekonomiyi öngörülebilir olmaktan çıkardı. Herkesin kafası karışık, ne yapacağını bilmez halde. Peki, neden böyle? Öncelikle ithal girdi oranının çok yüksek olduğu bir üretim yapımız var. İthalatımızın sadece yüzde 10-15’i tüketim malları, geri kalan yüzde 80-85’i üretimde kullanılan girdiler. Bunlar petrol, doğal gaz, hammadde, ara mallar ve makine, teçhizat gibi sermaye malları. Bir başka deyişle, üretmek için ithalata mahkûmuz. 2018’de Türk Lirası çok büyük değer kaybetti ve enflasyon resmen uçtu. Enflasyon tüketici fiyatlarıyla yüzde 25’in biraz üzerinde, ama üretici fiyatlarıyla yüzde 45’i aşmış durumda. Üreticinin bu girdi fiyatlarıyla üretim yapması anlamsız, çünkü ürününü satabilmesi için fiyatlarını artırması şart. Artırsa kime satacak? Piyasada zaten talep yok.  Bu nedenle her sektörde konkordato, iflas almış başını gidiyor.

Sayfa 1 / 4