Sal07172018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM TÜSİAD UYARIYOR: “KAYBEDERİZ”

TÜSİAD UYARIYOR: “KAYBEDERİZ” Featured

Written by 

TÜSİAD 1971 yılından bu yana TÜRKİYE’nin önde gelen girişimcilerinin ve iş dünyası yöneticilerinin oluşturduğu gönüllü bir iş dünyası kuruluşu. Türkiye ekonomisinde üretim, katma değer, kayıtlı istihdam ve dış ticaret gibi alanlarda önemli bir temsil gücü var. Bünyesinde temsil ettiği 4.000’e yakın şirketle kamu dışı milli gelirin yüzde 50’sini oluşturuyor, enerji hariç dış ticaretin yüzde 85’ini gerçekleştiriyor, kayıtlı istihadamın yüzde 50’sini sağlıyor ve kurumlar vergisinin yüzde 85’ini ödüyor. Geçtiğimiz hafta yapılan ve Başbakan Yıldırım’ın da katıldığı TÜSİAD Yüksek İstişare Toplantısı’nda Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, yaptığı kapsamlı konuşmasında ekonomiye özel bir yer ayırdı ve Ak Parti iktidarının 2001- 2007 ve 2008- 2017 dönemlerini analiz etti. Her İki dönemde varolan büyümenin çok önemli nicelik ve nitelik farklılıklarına işaret etti.

TÜSİAD’ ın dile getirdiği Türkiye’nin 1. ve 2. Döneminin kapanış resmi rakamlara bakalım;

 

BÜYÜME

MİLLİ GELİR

ENFLASYON

DIŞ BORÇ

 

%

Milyar $

%

% GSYH

2007

7

10.850

4,8

36

2017

5,6

10.780

12

51

 

1. Dönemde cari açığın finansmanı neredeyse yüzde 50’si doğrudan yatırımlarla yapılırken, 2. Dönemde bu oran yüzde 20’ye düşmüş durumda. İlk dönemde ekonomi büyürken, kırılganlıkların azaldığını, enflasyon ve borçluluk oranlarımızın düştüğünü görüyoruz. Nedeni, o dönemde AB ile ilişkilerimizi güçlendirme sürecinde olmamız ve ülkeye doğrudan yatırım ve nitelikli işgücü çekebilmemiz. O dönemde yaptığımız reformlarla verimlilik arttı, ekonomi büyüdü. 2. Dönemde uyguladığımız büyüme politikası ise, 1. Dönemin tümüyle tersine sıcak paraya dayalı, tüketim ve kamu harcamaları ağırlıklı.  Bunun sonucunda ekonomik göstergeler bozuldu ve kırılganlıklar arttı.

TÜSİAD, başta AB olmak üzere ticari ortaklarımızla yaşanan gerilimlerin Türkiye’ye yönelik algının daha da kötüleşmesine yol açtığını söylüyor. Merkez Bankası’nın görevi refah ve büyüme yaratmak değil, fiyat istikrarı sağlamak olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: “Ekonomi literatüründe “Yüksek Büyüme” ve “Yüksek Enflasyon” diye bir ikili yoktur. Enflasyon ile mücadelenin temelinde mali disiplin ve sıkı para politikası vardır ve bu tür büyüme sürdürülebilir değildir.” 

İki dönemin karşılaştırması bize salt büyümenin bir anlam ifade etmediğini açık biçimde ortaya koyuyor. TÜSİAD’ a göre bugün sorulacak soru “Nasıl bir büyüme istiyoruz?” olmalı. Ak Parti iki dönemde birbirinden çok farklı politikalar uyguladı. Küresel ölçekte yaşanan gelişmeler de kuşkusuz çok farklıydı. Yükselen bir küreselleşme süreci, artan bir ticaret hacmi vardı. 2008 krizinden sonra her şeyin sorgulandığı, ticaretin ve yatırımların azaldığı yeni bir dönem başladı. Ancak, Türkiye bu dönemde müttefikleri ve ticaret ortaklarıyla büyük gerilimler yaşadı ve dostları azaldı. Türkiye’nin yaşadığı sorunları açıklamak için Başkan Bilecik çok ünlü bir söze yer verdi; “Hayatın yüzde 10’u başımıza gelenler, yüzde 90’ı ise ona verdiğimiz tepkilerdir”. Bu ünlü söz teolojik konferansları ve kitaplarıyla dünyada büyük şöhrete sahip Charles R. Swindoll’a ait. Başkan Bilecik bu sözün, bireyler kadar, şirketler ve ülkeler için de geçerli olduğunu dile getirerek, Türkiye’nin gelişmelere verdiği tepkilerin ve iletişim kalitesinin yeniden gözden geçirmesi gerektiğini söyleyerek siyasal iktidarı uyardı: “Yoksa kaybederiz.”

TÜSİAD “Türkiye geleceğe ne denli hazır?” sorusunu sorarak siyasal iktidara önerilerde bulunuyor;

  • Biz kutuplaşmak değil, birlikte çalışmak ve birlikte yaşamak istiyoruz
  • Yenilenmek, güçlenmek ve rekabet gücümüzü arttırmak istiyoruz
  • Küresel dönüşüme ayak uyduracak, yaratıcı, yeniliklere açık, özgür, girişimci bireyler istiyoruz
  • Bunun için kadınlar eşit şartlarda işgücüne katılmalı, eğitimlerine engel çıkartılmamalı
  • Kadınlar şiddete maruz kalmamalı ve potansiyellerini ülkenin gelişimi için kullanabilmeliler
  • Adaletin herkes için sağlandığı güçlü bir “Hukuk Devleti” istiyoruz
  • Herkesin kendisini korkusuzca ifade ettiği bir özgürlük ortamı istiyoruz
  • Bu hedeflerde birleşirsek bizi hiçbir güç durduramaz
  • Bugün tartışmamız gereken “faizin seviyesi, doların ateşi” değil kendi geleceğimizdir
  • Kaybedilecek hiçbir zaman yoktur

 

TÜSİAD bu son derece önemli tespitlerini bizzat Başbakan Yıldırım’ın olduğu toplantıda yaptı. Ak Parti’nin büyük riskleri göze alarak Kürt Sorununda başlattığı açılıma da yer verdi. Yaşanan deneyimin çok önemli olduğunu ve konunun yeniden gündeme gelmesi gerektiğinin altını çizdi. Türkiye’nin dünyada güçlü ve prestijli bir ülke olmasının, içerideki adalet, eşitlik ve özgürlük sorunlarını çözebilmesine bağlı olduğunu söyledi. Terörün yarattığı öfkenin, Kürt sorununun vatandaşlık, hukuk ve demokrasi sorunu olduğunu unutturmaması gerektiğini ekledi.

TÜSİAD son olarak “Türkiye’nin yeni bir başarı öyküsüne ihtiyacı var, yaşadığımız süreçte oluşan karamsarlığı mutlaka aşmamız, umudumuzu asla yitirmememiz gerek” dedi ve son yüzyılın en büyük dâhilerinden ve en zeki liderlerinden biri olarak tanımladığı Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözlerine yer verdi: “Ben hayatımın hiçbir döneminde karamsarlık nedir tanımadım” 

Bu uyarı ve öneriler muhalif bir siyasal partiden gelmiyor, bu nedenle çok değerli. Üstelik TÜSİAD uyarılarını büyük bir sorumluluk içinde, özenli bir dil kullanarak; kırmadan, incitmeden, örselemeden yapıyor. Gerek iktidardaki Ak Parti, gerekse başta CHP olmak üzere bütün muhalefet partileri kutuplaşmanın kıskacından bir an için çıkarak bu sese kulak vermeli. Çünkü tümüyle devletin resmi rakamlarına dayalı bu konuşma, nesnel bir gerçeklik olarak tüm taraflarca dikkate alınmayı fazlasıyla hak ediyor.

Kaynak:

 

www.tusiad.org

Last modified on Çarşamba, 13 Aralık 2017 05:38
Rate this item
(2 votes)