Çrş11212018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM YAŞLANMAK

YAŞLANMAK Featured

Written by 

Yaşam gençlik, olgunluk, yaşlılık ve ileri yaşlılık olmak üzere dört çeyrekten oluşuyor. 60 yaş ve üstünün yer aldığı 3. çeyrekte “yaşlılık” modern çağda bir sorun olarak düşünülüyor ve adeta bir hastalık olarak ele alınıyor. İnsanlar da doğal olarak yaşlanma sürecini yavaşlatma, hatta durdurma çabası içindeler. Bu nedenle yaşlanmayı durduran ya da azaltan” (Anti aging) bir hayat kurmaya çalışıyorlar. Yaşlıları üç kategoriye ayırabiliriz: Geçmekte olan yaşama öfke duyan, bu öfkeyi yaşam belirtisi olarak gören, haklılığından her zaman emin olan yaşlılar; yaşlanmaya karşı çıkarak kendisini gülünç düşürmek pahasına genç kalmak isteyen yaşlılar; yaşamın bu son evresinde kendisiyle ve dünyayla barışık huzur içinde yaşamak isteyen yaşlılar.

“Yaşama Sanatı” (Art of Aging); yaşlanmayı ret ederek, ona karşıt bir hayat kurmak yerine bize yaşlanma ile uyumlu bir hayat öneriyor ve yaşamın barındırdığı zorlu süreci böylelikle aşılabileceğimizi dile getiriyor. Hayatın güzel ve anlamlı olarak devam etmesi, yaşama sanatını öğrenmemize bağlı. Düşünerek hayatımıza yeniden yön verebiliriz. Bunun için yaşlanmanın ne olduğunu, neleri getirdiğini, nasıl hazırlanmak gerektiğini, gücümüzün ne olduğunu ve neleri yapabileceğimizi bilmemiz gerek. “Yaşlanmak” yaşamı öğrenmek demektir ve yeni bir yaşamı kurmaya engel değildir. Bu süreçte hem deneyimlerimizi aktarmak, hem de yeni deneyimler elde etmek için fırsatlarımız vardır. Kendimiz ve başkaları için bir şeyler yapabilir, yaşamın keyfini çıkarabiliriz. Olgunlaşmış bir yaşamı sürdürebilir ve son gerçeklik olan ölümü sükunetle karşılayabiliriz.

Hastalara “felsefeyle manevi destek” veren, ünlü düşünür Wilhelm Schmid yaşadığımız modern çağın hareketli ve telaşlı temposuna kapıldığımızdan, sükunetin hayatımızdan çekildiğini söylüyor ve ekliyor “Sakin olmayı kendiliğinden başaramıyoruz. Modern yaşamın savurduğu insanların sükunete duydukları özlem ve ihtiyaç büyüyor. Sakinliği bir erdem olarak ele almak hayata bakış açımızı genişletir.” Schmid dünya genelinde milyonlar satan kitaplarında, sükunetin ancak yaşlılık sürecinde mümkün olabileceği düşüncesini sorgular. Yaşamla barışık olmayı, dengede yaşamayı ve hayata şükran duygusuyla yaklaşmayı sakinliğin kazanımları olarak ifade eder.

Hepimiz yaşamın başlangıcından itibaren yaşlanıyoruz. Çocuklar için yavaş geçen zaman, ileri yaşlarda hızlanır ve sükunetten giderek uzaklaşırız. Yaşlanmaya duyulan kaygı yıllar ilerledikçe artar. The New York Times’in en çok satan kitaplarından Çeyrek Yaş Bunalımı (Quarter Life Chrisis), ergenlikte deneyimlenen ilk hayal kırıklıklarını ve bunalımlarına geçişi anlatır. 20’li yaşlarda insan, hayatın ve geleceğin tozpembe olmadığını anlar. Bu durum doğrudan kişinin psikolojisine yansır ve bir dizi sorunlar ortaya çıkar. Bu nedenle yaşlanmaktan endişe duyan gençlerin sayısı oldukça yüksektir. Yaşamın 1.Çeyreğinde çok fazla yaşam deneyimimiz olur ve bu deneyimlerden yaşam boyu faydalanabiliriz.

2. Çeyrekte yaşanan değişim ise çok hızlıdır. Sonlara yaklaştıkça, bu sürecin sonsuza dek sürmeyeceğini anlarız. Yaşamdan beklentilerimizin, planlarımızın hangilerini gerçekleştirebileceğimizi sormaya başlarız. Aile kurmak, kariyer yapmak gibi hedeflerimize ulaşma çabası, üzerimizde baskı yaratır. Bu süreçte kendimizle, başkalarıyla ve dünya ile ilişkilerimizi değerlendiririz. Beklentilerimizi hayata geçirmek bizi zorlar ve kendimize çok yüklenebiliriz. Daha hayatın ortasındayızdır ve stresimiz yüksektir. Ancak bu çeyrekte güçlü olma duygumuz yoğundur ve yaşlanmayı düşünme fırsatımız olmaz. Zaten 40- 50li yaşlar bu nedenle çok hızlı bir tempo ile geçirilir.

Yaşamın 3.Çeyreğinin etkinliklerle dolu olması, uzun yılları kapsaması yaşam sevincimize bağlıdır. Yaşamdaki olanakların azalmasına isyan etmek yerine, yeni bir şeylere başlayabiliriz. Deneyimliyizdir, işlerin nasıl yürüdüğünü biliyoruzdur. Artık her şeyi kendimizin yapması gerekmez, daha seçici olabiliriz, zihnimizi daha iyi yönlendirebiliriz. Yaşam son ana kadar bir öğrenme sürecidir. Roma’lı ünlü düşünür ve devlet adamı Seneca daha M.Ö. 1. yüzyılda “Yaşamı yaşam boyu öğrenmek gerekir” demiştir. Bu çeyrekte yaşama bir öğrenme projesi olarak bakmasını öğrenmemiz gerek. Böylelikle kendimizle ve başkalarıyla daha özenli ilişkiler kurma becerisini geliştirebiliriz.

3. çeyrekte bize sunulan fırsatlar söz konusudur; artık bol zamanınız vardır, bir koşuşturma içinde değilizdir. Çünkü zorunlu mesaimiz yoktur, istediğimiz gibi davranabiliriz, dolayısıyla kendimiz olma fırsatımız vardır. Kendimizle, başkalarıyla ve dünyayla uyumumuz kendi irademizin ürünüdür. Yaşlılığın getirdiği birçok avantajlardan bir başkası yılların alışkanlıklardır; onların sağladığı güven duygusudur. Gençlik yıllarında insanlar alışkanlıkların oranını daha düşük tutabilirler, ancak yaşlandıkça yaşam bütünüyle alışkanlıkların kontrolüne girer. Bu dönemde hazların zevkine daha da fazla varılır. Sukunete giden yol hazlara anlam vermeye bağlıdır. Hazların sonsuzluğa dek sürmeyeceği bilinci, hazlara değer kazandırır.  Çünkü son defanın ne zaman geleceği belirsizdir. Bu evrede hiç olmadığı kadar birbirimizin iyiliğini istemek zorundayız. İlişkilerimizi özenle korumamız gerekli; yoksa yitirilen her ilişki sakin kalmayı yalnızlığa dönüştürebilir. Schmid “Kalıcı olması gereken hayatınızı paylaştığınız insana olan sevginizdir. Yaşama anlam yüklemek için o insan size yeter. Uzun süre genç kalmanın anahtarı da budur” der.

4. Çeyrek 75- 80’li yaşlarda başlar. Günümüzde gelişen tıp 80, 90 hatta 100 yıllık bir ömür beklentisini hayal olmaktan çıkartmıştır. Bu dönemde daha keskin bir yaşlanma ortaya çıkar ve yaşama bakış açımız radikal bir değişime uğrar. İleriye bakılan, geleceğe ait beklentileri olan hayat, zamanla geriye bakılan bir hayata dönüşür. O güne dek mükemmelliğe ulaşmış becerilerimiz azalma sürecine girer, ancak bu erozyon kaçınılmazdır ve yaşamın yalın gerçekliğidir. Artık yavaşlama zamanıdır, kuvvetimizi daha ekonomik kullanmayı, kendinize sevgi dolu yaklaşmayı, daha fazla yalnız olmayı, yaşadığımız hayatı düşünmeyi ve artık uzak olmayan ölüm düşüncesiyle yüzleşmeyi başarmak zorundayızdır.

Sükunete giden yol tefekkürden geçiyor ve kendimizi dinlemek çok yararlı bir eylem. Dinleyip, tefekkür etmek yaşama anlam katma arayışıdır. Bunu başardığımızda hedefimize ulaşmışız demektir. Çünkü varoluş yaşama yüklediğimiz anlamdır. Yaşamınızın hesabını da ancak kendimizle yüzleşerek verebiliriz.

 

Kaynak:

Sakin Olmak, Wilhelm Schmid            

Quarter Life Chrisis, Abby Wilner and Alexandra Robbins

Last modified on Salı, 09 Ocak 2018 08:29
Rate this item
(1 Vote)