Pz05272018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM NEFRET DİLİNİN FAYDASI YOK

NEFRET DİLİNİN FAYDASI YOK Featured

Written by 

Türkiye’de gerek siyasal, gerekse sosyal yaşamda sağlıksız, verimsiz dolayısı ile kimseye faydası olmayan nefret öğesi yüksek, örseleyici bir dil kullanılıyor. Başta siyasiler; ayrım olmaksızın iktidarıyla, muhalefetiyle bu sorunlu dili besliyorlar, çünkü “kazanma stratejisi” olarak görüyorlar. Farklı düşünceye tahammülsüzlüğü barındıran, hoşgörüyü yok eden bu strateji; sadece seçim kazanmaya yönelik. Ancak siyasal partilerin bu tercihi hepimizi, dahası gelecek kuşakları tehdit ediyor. Kendi seçmenini tahkim etmekten başka bir işe yaramayan bu stratejinin partilere oy getirmesini beklemek gerçekçi değil. Çünkü demokrasimiz uzun zamandır seçmen geçişlerinin çok azaldığı bir süreçte ve siyasilerin kullandıkları dilin, fanatik taraftarları tatmin etmekten öte bir faydası yok. Ancak, görevleri sorunları çözmek olan siyasiler, kullandıkları bu sorunlu dil ile gerilimi arttırıyorlar, çatışma kültürünü besliyorlar. Taraftarları da onları modelliyor ve sosyal yaşamda sergiliyor. Sonuç olarak toplumsal yapı tahrip oluyor ve birlikte yaşama iradesi giderek kayboluyor.

Bir süredir TV kanalları, liderlerin yaptığı konuşmaları magazin formatında kurgulayarak sanki karşılıklı konuşuyorlarmış gibi servis ediyor, siyasetin saygınlığını yok ediyor. Oluşturulan bu tarz yayıncılık, kutuplaşmış siyasetin kıskacındaki seçmenden şüphesiz ilgi görüyor. Raytingler bu nedenle yüksek. Böyle olunca da, varlıkları kar etmek olan yayın kuruluşları giderek artan oranda, haber diye kendi bakışları ile kurguladıkları, haberden başka her şeye benzeyen ve “orta oyunu” na dönüştürdükleri haber programlarını her akşam halkımıza sunuyor. Sergiledikleri son derece manipülatif, yönlendirici ve yayıncılık etiğinden uzak.  

Edward S. Herman ve Noam Chomsky, kitle medyasının ekonomi politiğini anlatan “Rızanın İmalatı” adlı ünlü yapıtlarında, kitle medyasının yaptığı manipülasyon, dezenformasyonlar ile bir propaganda aygıtı olarak nasıl çalıştığını anlatırlar. Propaganda salt totaliter yapılara özgü değildir ve demokratik toplumlarda da vardır. Aradaki fark, kitle medyası devlet katında belirlenmez, ancak içselleştirdiği değerlerle benzer bir amaca hizmet eder. Medya şirketleri büyük ölçekli yapılardır ve reklam gelirleriyle var olurlar; diğer bir deyişle okur ya da izleyicilerin ödedikleri paranın bir önemi yoktur.

Medyanın nefret suçlarının yaygınlaşmasında yarattığı etki çok açık. Topluma farklılığı ve çeşitliliği bir zenginlik olarak sunma çabası yok. Hatta gücünü ters yönde kullandığını görüyoruz. Her türlü şiddet içeren haberler, filmler ve dizilerin giderek artan bir şekilde ekrana taşınması, nefret suçlarında artışa neden olmakta. Çünkü nefret dilinin tetiklediği nefret suçlarının sürekli olarak işlenmesi, bu tür suçların diğer insanlar tarafından da işlenme potansiyeli yarattığı bilimsel bir gerçek.

Nefret suçlarının yaygınlaşması tüm toplumu tehdit ediyor. Temel neden insanlar arasındaki iletişimsizlik. Sevgi ve hoşgörünün artması, barışçıl bir ortamın yaratılması, insanlar arası iletişimin kurulmasına bağlı. Korku ve güvenin olmadığı yerde insanlar birbirleriyle iletişim kurmaktan ve muhatap olmaktan kaçınırlar. Ancak, insanın yaşadığı toplum tarafından değerli bulunması, onun toplumla kurduğu iletişimin kalitesine bağlıdır. Görüşlerimizi, bakış açımızı düşüncelerimizi insanlara bu süreçte aktarabiliriz. İnsanların iletişimden kaçınmaları; dayanışmadan uzak, birbirlerinin duygu ve düşüncelerini paylaşmadıkları, içe kapanan bir toplum yapısı yaratır. Stres ve nefret suçları da bu süreçte yükselir.

Huzurlu ve mutlu yaşamamız iletişim kalitemize bağlı. İnsan ilişkilerinde başarılı ve etkili olmamız için iletişim tekniklerini öğrenmemiz ve yaşama geçirmemiz gerek.  Yüreğimizde kin, nefret, kibir, öfke ve hasetlik varsa, bunlar kullandığımız sözcükler ne olursa olsun karşımızdakine yansır ve iletişim kazaları kaçınılmaz olur. Ayrıca bu olumsuz duygular beden kimyasallarımızı da doğrudan etkiler, nefes alışımız sıklaşır, kan basıncımız yükselir, beden salgılarımız artar. Bunların verdiği zarar, yarattıkları tahribat öncelikle kendimizedir.  Dahası, bu duygular yıkıcı oldukları gibi ölümcül hastalıkların da tetikleyicisidir. Yaşama güzel bakabilmek, yaşamdan haz alabilmek için yüreğimizi bu olumsuz duygulardan arındırmamız gerek. Bunların yerine sevgi, saygı, güven, hoşgörü, yardımseverlik duygularını yerleştirmeden, iletişim becerimiz ne denli yüksek olursa olsun insanlarla iletişimimizde başarılı olamayız. Çünkü bu olumsuz duygular; bakışlarımız, mimiklerimiz ve ses tonumuzla karşımızdakine yansır ve çatışma kaçınılmaz olur. Etkili konuşmanın yolu içtenliktir, dürüstlüktür, insanın kendisine ve karşısındakine saygılı olmasıdır. Bu ise anlayışlı, ağırbaşlı ve dinleme kalitemizin yüksek olmasıyla mümkündür. İletişimde başarı için karşımızdakini ilgiyle dinlemek, onaylamasak bile anlamak zorundayız.

İletişimin, konuşma yapmaktan çok farklı olduğunu hepimizin öğrenmesi gerek. Konuşma kişiye, iletişim kişilerle yapılır; bu süreçte beden dilimiz ve ses tonumuzun, kullandığımız sözcüklerin çok ötesinde bir önemi vardır. İnsanlarımız her gün ekranlarda nefret dolu bakışlarıyla öfkesini kontrol edemeyen, bağıran, sözcüklerine özen göstermeyen siyasileri dinliyorlar ve günlük yaşamlarında bu konuşma tarzını ve dilini modelliyorlar. Ancak bireysel ve toplumsal barış, böyle bir iletişim kalitesiyle sağlanamaz.  Sağlıklı iletişimin ne olduğunu ve önemini topluma anlatmak zorundayız. İnsanların en yakınlarına bile uyguladıkları şiddeti önlemek ve toplumu nefret suçlarından arındırmak için bunun bir devlet politikası olarak hayata geçirilmesi şart.

Kaynak:

Rızanın İmalatı, Edward S. Herman ve Noam Chomsky   

Last modified on Perşembe, 18 Ocak 2018 07:00
Rate this item
(1 Vote)