Pzt09242018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM TOPARLANAN EURO BÖLGESİ

TOPARLANAN EURO BÖLGESİ Featured

Written by 

28 üye ülkeden oluşan Euro Bölgesi 2008 yılında küresel kriz ile başlayan durgunluktan çıkmış görünüyor. O tarihten bu yana sürekli ABD ekonomisinin gerisinde büyüyen bölge, 2017’de ABD ekonomisinden daha fazla büyüdü.

Wall Strret Journal’ın açıkladığı resmi verilere göre yüzde 1,7 büyüyen Euro Bölgesi, yüzde 1,6 büyüyen ABD’yi ilk kez geride bıraktı. Üstelik Euro Bölgesi bu toparlanmayı İngiltere’nin 2018’de AB’den çıkma kararı ve Almanya, Fransa ve Belçika’da yaşanan terör olaylarına karşın gerçekleştirdi. Bu olumlu gelişme ekonomik güven endeksine ve bölgenin ihracatına yansıdı. Yatırım harcamaları artıyor, işsizlik azalıyor. Yüzde 1,8 oranına ulaşan enflasyon, Avrupa Merkez Bankası (ECB) nin hedeflediği yüzde 2 oranına oldukça yaklaşmış durumda. Deflasyonist baskıların kaybolması tüketici harcamalarını arttırmaya başladı. Bölgenin ihracatı 178,6 milyar Euro’ya, ithalatı 150,5 milyar Euro’ya yükseldi. Böylelikle Euro Bölgesi 28,1 milyar Euro dış ticaret fazlası verdi.

Bu olumlu ekonomik gelişmelerin 2018’de de sürmesi ve Euro’nun diğer para birimleri karşısında değer kazanması bekleniyor. Ancak, bölgedeki aşırı sağ akımlar siyasal riskler oluşturuyor. Bu yılki seçimlerde radikal hareketlerin güç kazanması, siyasal istikrarı olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, 2018’de İngiltere’nin Euro Bölgesi’nden ayrılması gerçekleşecek ve yaratacağı sonuçları bilmiyoruz.

Euro Bölgesi’nin Türkiye açısından önemi büyük. Çünkü 2017 yılında en önemli dış ticaret ortağımız yine AB oldu. Bu nedenle AB üye ülkeleriyle ilişkilerimizin kalitesi ve bölgedeki ekonomik gelişmeler Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye’nin son 5 yıllık dış ticaret istatistiklerine ve bunların içinde AB’nin payına bakalım; 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE - AB DIŞ TİCARETİ- Miyar Dolar

   
             
 

İHRACAT- Top.

İHRACAT- AB

%

İTHALAT- Top.

İTHALAT- AB

%

2017

157

74

47

234

85

36

2016

143

68

48

199

78

39

2015

144

64

44

199

79

40

2014

158

69

44

242

89

37

2013

152

63

41

252

92

37

           

 

Yukarıdaki istatistik; AB’nin, özellikle ihracatımız açısından Türkiye için ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Neredeyse dış ticaretimizin yarısını AB ile yapıyoruz.

Türkiye ekonomisinin tasarrufları yetersiz, dolayısıyla sermaye eksikliğini borçlanarak karşılıyor. Bu şekilde büyüme de, cari işlemler açığı ve yüksek enflasyonu beraberinde getiriyor. Hâlbuki bir çok ülke büyürken, açıklarını ve enflasyonu kontrol edebiliyor. Biz üretmek için ara malları ithal etmek durumundayız. Zaten bu ara malları ithal etmek yerine, ülkemizde üretmeyi başarabilsek böylesine yüksek cari açıklar vermez, yüksek borçlanmalara ihtiyaç duymazdık. Bu nedenle İhracatımız artsa da, ithalatımızın her zaman gerisinde kalıyor. 2017’de dış ticaret açığımız 21 milyar Dolar artarak 77 milyar Dolar oldu. Enerji fiyatları 2017’nin son aylarında yükseldi ve bugünkü düzeyini koruması halinde cari açığın 2018’de de yüksek olacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle Euro Bölgesi’ndeki toparlanma, Türkiye’nin ihracatını arttırma potansiyeli yaratıyor. Özetle AB ile ilişkilerimize özel bir önem vermek zorundayız.

Türkiye’nin 1963’den beri süren bir AB macerası var. Bu süreçte bir çok hayal kırıklıkları yaşadık, fazlasıyla gerildik. Halkımızın AB’ye desteği dramatik biçimde hemen her kesimde azaldı. Geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı Erdoğan da, rest çekerek AB’den artık bir karar vermesini istedi. Ancak, AB ülkelerinin çoğunda, Türkiye’nin Batı değerlerinden, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden uzaklaştığına dair iddialar var. AB ile müzakerelere başlayalı tam 15 yıl oldu. Bu süreçte 35 bölümden oluşan müzakere başlıklarının ancak 16’sı açıldı ve sadece bir tanesi sonuçlanabildi. Dahası müzakere süreci fiilen durmuş halde. Taraflar henüz hangi fasılların açılacağı, hangilerinin kapatılması gerektiği konusunda uzlaşabilmiş bile değiller.

Bu süreci yaratan kuşkusuz birçok siyasal ve ekonomik neden var. Ancak, AB’nin ekonomik kriterlerini göz önüne alırsak, Türkiye’nin performansı birçok AB ülkesinden iyi durumda. 15 yıldır iktidardaki Ak Parti çok düşük oranlarda bütçe açığı verdi ve kamu borcunun GSYH’ya oranı 2000’li yıllarda görülen yüzde 90’lardan yüzde 30’lara indi. Bir süredir mali politikalarda görülen gevşemeye karşın, bütçe açığının GSYH’ya oranı en fazla yüzde 2,5- 3’e kadar yükselebilir. Bu oran bile yüzde 3 olan Maastricht kriterlerini aşmıyor. Bir başka önemli performansımız, kamu borcunun AB ülkelerinin ortalamasından yüzde 50 daha düşük olması. Türkiye’nin 2016 itibarıyla Kamu borcu/GSYH oranı yüzde 28, uyması gereken Mastricht kriteri yüzde 60, AB ortalaması ise yüzde 83,5. Özetle Türkiye’nin AB üye ülke statüsünde olmasının engeli ekonomik olmaktan çok siyasal nedenlerden kaynaklanıyor.

Kabul etmemiz gerekir ki; Ak Parti iktidarının ilk yıllarında büyük bir karalılıkla Türkiye’nin AB üyeliği için büyük çaba gösterdi. Ancak Avrupa bir süredir, Türkiye’nin AB değerlerinden uzaklaştığını düşünüyor. Basın ve ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı ve şeffaflık gibi konularda Türkiye’yi eleştiriyor. Darbe girişimi sonrasında yürürlüğe giren OHAL sürecinde, bu eleştirilerin dozunun arttığı görüyoruz. Ancak bu yıl Türkiye-AB ilişkilerinde olumlu gelişmeler bekleyebiliriz. Çünkü Başbakan Yıldırım, Almanya Başbakanı Merkel ile geçtiğimiz günlerde yaptığı görüşme öncesinde ve sonrasında umut veren açıklamalar yaptı: “Geçen yıl seçim senesiydi, dolayısıyla havalar biraz sert geçti” diyerek uzlaşma niyetini ortaya koydu. Türkiye ile Almanya’nın artık normal hayata geçmesi gerektiğini söyledi ve ekledi; “Geçmişi unutalım, önümüze bakalım” Merkel de bu açıklamaları memnuniyetle karşıladığını belirterek sorunları adım, adım çözmeye çalışacaklarını ifade etti. Bu olumlu havanın sürmesinin, tarafların birbirlerine ve değerlerine saygılı olmasının ekonomik işbirliğini arttıracağı kesin.

AB bir uygarlık projesi. Üye olalım ya da olmayalım, öngördüğü ekonomik ve siyasal kriterlerini kendimiz için, gelişmiş ve zengin bir ülke olmak için hayata geçirmek zorundayız. Türkiye’nin refahı, barış ve mutluluğu AB ile ilişkilerini geliştirmesine bağlı. Ortadoğu ve Asya’da otoriter temele dayalı rejimler, Avrupa’da ise bireye dayalı, demokratik rejimler var. Demokrasimizi olgunlaştırmak, evrensel hukuku yerleştirmek ve toplumsal zenginlik için Avrupa ile ilişkilerimiz çok önemli. Dış ticaretimizde en büyük ortağımızın AB olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Euro Bölgesi hızla toparlanıyor ve Türkiye’nin bundan en yüksek düzeyde yararlanması gerek. İlişkileri germek yerine olabildiğince geliştirmek tarafların ortak menfaati. Hem Türkiye’nin, hem de AB’nin bunu görmeleri ve geçmişte yapılan yanlışlardan bir an önce uzaklaşarak işbirliğini her alanda geliştirmeleri gerek.

 

Kaynak:

www.wsj.com

www.tuik.gov.tr

www.gtb.gov.tr

www.bbc.com

www.dw.com

Last modified on Pazartesi, 26 Şubat 2018 11:20
Rate this item
(1 Vote)