Cts12152018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM YAŞAMIN ANLAMI

YAŞAMIN ANLAMI Featured

Written by 

Dünyanın değişik bölgelerinde de yaşasalar, çok farklı kültürlere de sahip olsalar insanlar olağanüstü benzer özellikler sergiliyorlar. Özellikle eğitim alanında görülen bu şaşırtıcı benzerliklerin odağında güvence edinmek, önemli bir kişi olmak ve az çabayla iyi vakit geçirmek var.

Daha 13 yaşındayken dünya öğretmeni seçilen Krishnamurti, klasik eğitim sisteminin, kişinin bağımsız düşünmesine engel olduğunu söyler ve ekler; “Sorgulamadan itaat etmeyi, uyum sağlama olarak gören bir anlayışla yetiştirilen insanların, gruptan farklı olması, çevreye karşı durması beklenemez. Başarıya odaklı bu eğitim sistemi insanı, dünyada ödül peşinde, içsel ve dışsal güvenlik arayışında ve koşulsuz itaat eden bir insan türüne dönüştürür. İnsan bu süreçte yaşamın anlamını kavramaktan uzaklaşır. Çünkü doğallığını kaybeder, korkuları büyür ve hoşnutsuzluğu artar. Otoriteyi kabul etmek, korkunun yarattığı sonuçlarından biridir, ancak korkudan doğan hiçbir şey sorunlarımızı anlamamıza yardım etmez. Kişinin otoriteye itaat etmesi sadece zekânın değil, bireysel özgürlüğün de inkarı demektir. Yaşlandıkça zihninde ve yüreğinde oluşan donukluk da buradan kaynaklanmaktadır.”

Çocukluktan itibaren önce ana- babalar, sonra da öğretmenler tarafından bize dayatılan sistemle büyüyoruz. Sisteme uyumlu olma zorunluluğu içimizdeki maceracı ruhu öldürüyor ve yaratılan yaşam korkusu bizi farklı olmaktan uzaklaştırıyor. Çocuklukta başlayan bu süreçte giderek toplumdan farklı düşünmemeye çalışıyor, otorite ile geleneklere sahte bir saygı gösteren yetişkinler haline geliyoruz. Çünkü hem otoriteye şartlandırılmışız, hem de bu yaşamanın en kolay ve rahat yolu.

Krisnamurti iki türlü isyanı dile getirir; birincisi şiddet içeren isyandır, kavrayışın olmadığı mevcut düzene salt tepkidir. Burada zekânın derin psikolojik isyanı vardır. Kişi yerleşik inançlara isyan ederek yeni inançlara, yeni yanılsamalara düşer.  Bir de salt tepki olmayan, kişinin kendi düşünce ve duygularının farkındalığından kaynaklanan bir isyan vardır. Bu tür isyan kendini bilmenin sonucudur ve zeki bir isyandır. Yaşanılan deneyimlerle yüzleştiğimizde, rahatsız olmaktan kaçınmamamızı sağlayan zeka. Uyanık tutmamız gereken ileri düzeydeki bu zeka, yaşamımızdaki tek gerçek rehber olan sezgidir.

Neden yaşıyoruz? Bütün bu mücadele niçin? İyi bir iş sahibi olmak, basamakları çıkmak, ünvanları kazanmak, daha etkin olmak ve başkalarının üstünde hâkimiyet kurmak için mi yaşıyoruz? Yaşamın anlamı bu denli yüzeysel mi? Mevcut eğitim sistemi bireyin bütünleşmiş zekâsını harekete geçirmek yerine, belirli bir kalıba sokmaya çalışıyor. Bu durum kişinin kendisiyle ilgili bir anlayış geliştirmesini engelleyici  nitelikte. Yaşamın anlamını keşfetmemizi sağlamadıktan sonra eğitimin hiçbir anlamı yok. Varoluş sorununu kendi düzeyinde çözmeye çalışan çaresiz insanlar yaratıyoruz bu süreçte. Teknik ve mesleki öğrenimin dışında eğitim çok az anlam taşıyor. Çünkü insanlar farklı varoluşlardan oluşur ve eğitimin amacı farklı varoluşları bütünleştirmek olmalıdır. Aksi takdirde yaşamın anlaşmazlık ve kedere dönüşmesi kaçınılmazdır.

Çoğumuz için yaşamın anlamı birincil önceliğimiz değil. Aldığımız eğitim de bunu teşvik ederek sadece bazı alanlarda yeterli olmamızı sağlıyor. Gerekli de olsa, bu alana olduğundan fazla önem vererek, kendimize ve dünyaya zihinsel bir karmaşa ve sefalet getiriyoruz. Çünkü sömürü ve korku üzerine kurulu bu sistemin içinde yer alan çeşitli mesleklere sahip olmak; her bireyi içinde, kendini başkalarından ayrıştırıyor ve uzaklaştırıyor.

Bugünkü eğitim sistemi sevgiye değil, hırsa dayalı. Yaşamı bütünüyle anlamamızı sağlayacak sevginin olmadığı bu süreçte erişilen verimlilik salt acımasızlığı arttırıyor. Dünyanın hemen her bölgesinde yaşanan da zaten bu. Amaç verimliliği arttırmak, acımasız rekabet koşullarını yaratmak ve karşılıklı olarak birbirini yok etmek. Küresel ölçekte bize öğretilen bu. Bize yok etmeyi ve yok edilmeyi öğreten bir eğitim sistemine başarılı diyebilir miyiz?

Dünyaya gelme nedenimizi, yaşamın anlamını öğrenmek zorundayız. Yaşamı anlamak kendimizi anlamaktır ve bu eğitimin özü olmak zorundadır. Eğitim sadece bilgilenmek, gerçekleri toplamak ve birbirleriyle ilişkilendirmek değildir. Yaşamın anlamını bütünsellik içinde görmektir. Bütüne parçalarını ele alarak yaklaşamayız, anlam kazandıramayız. Eğitimin amacı, birbiriyle bütünleşmiş, zeki insan varlığını yaratmak olmalıdır. Diploma alabilmek ya da mekanik yetkinliğe sahip olmak için zeka asla şart değildir. Çünkü zeka salt bilgi değildir, insanın kendini savunmak için verdiği tepkiler değildir, başkalarına saldırmak için kullandığı araç değildir. Günümüzde ne yazık ki, sınavlardaki başarılar, diplomalar insanların zekâlarını ölçmede kullanılıyor. Bu doğru değil. Ders çalışmamış, eğitim görmemiş bir kimse, öğrenim görmüş bir kişiden daha zeki olabilir. Yaptığımız sadece insan sorunlarını görmezden gelen kurnaz zihinler yaratmak. Zekâ, olanı anlama kapasitesidir ve eğitimin temel amacı bu kapasiteyi arttırmak olmalıdır.

Eğitimin işlevi; akademisyen, doktor, mühendis, avukat gibi birçok meslekleri üretmenin yanında, korkudan arınmış kadını ile erkeği ile dürüst insanı yaratmaktır. Öncelikle kişinin korkudan arınması gereklidir, çünkü yaşamla uğraşmak, yaşamın gizemleriyle ve talepleriyle yüzleşmek için son derece esnek olmak ve belirli düşünce kalıplarından arınmak zorundayız. Eğitim bireyin tarafsız sorgulamasını, kişisel farkındalık yaratarak gerçek değerlerini keşfetmesini sağlamalıdır. Kendini bilmeyen kendini ifade edemez. Savunmaya geçer, hırsına teslim olur ve saldırganlaşır.

Çocuklarımızı yetiştirmekte radikal bir yanlışlık yapıyoruz.  Üstelik çoğumuz da bunun farkında, ancak ne yapacağımızı bilmez bir haldeyiz. Doğru eğitim, kendini anlamak ve yerleşik düşünce kalıplarından kurtulmak demektir.  Çocuklarımız doğru eğitilmemişse, mekanik bilgilerden başka ne öğrenebilir? Bu nedenle sorun çocuk değil, ana-baba ve öğretmenlerdir. Sorun eğitim verenleri eğitmektedir. Eğitimciler kendisini anlamadan, çocukla olan ilişkisini anlamadan, salt sınavlara hazırlayarak, geçmesini sağlayarak yeni bir tür eğitim nasıl yaratılabilirler? Eğitimin amacı öğrenciye rehberlik vermektir; ne yapacağını değil, nasıl yapacağını öğretmektir. Ne yapacağı onun özgürce vereceği karar olmalıdır. Rehberlik edenin kafası karışıksa, öğrenci de doğal olarak kendisi gibi davranacak ve çatışma, didişme kaçınılmaz olacaktır. Çocukta zekâyı uyandırmak için önce kendimiz zekânın ne olduğunu anlamalıyız. Kendimiz birçok alanda zekâ sergilemeden, çocuğun zeki olmasını nasıl talep edebiliriz? Krihnamurti’nin sözleriyle; “Sorun öğrencinin ötesinde, kendi yaşadığımız zorluklardadır, birikmiş korkularımızdadır, kurtulamadığımız mutsuzluklarda ve yılgınlıklardadır.”

Krihnamurti hayatı boyunca dünyanın her yöresindeki insanlarla bir araya geldi, onlara önceki kuşakların hırsları ve idealleriyle dünyayı nasıl sefalet ve yıkıma götürdüklerini anlattı. Gelecek kuşakların doğru eğitim sayesinde bu kaosa son verebileceklerini ve daha mutlu olabileceklerini söyledi. Eğer gençler bunu yapacak ruha sahip olurlarsa muazzam bir güce sahip olacaklarını ve daha iyi bir dünya için umut olabileceğinin altını çizdi ve arkasında sayısız eser bırakarak bu dünyadan göçüp gitti. Eğitim ya da siyasal sistemler durağan sistemler değildir; bizim içimizdeki radikal değişimler olduğunda dönüşüme uğrar. Başlıca öncelik birey olmalıdır ve birey yaşamın anlamını öğrenmek zorundadır. Bunu anlamadığı sürece hiçbir sistem dünyaya düzen ve barış getiremez.

 

Kaynak:

Jiddu Krishnamurti Kitaplığı

Last modified on Perşembe, 29 Mart 2018 09:22
Rate this item
(2 votes)