Pz05272018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM ÖĞRENMEK ÜZERİNE

ÖĞRENMEK ÜZERİNE Featured

Written by 

İnsanın sorunları her geçen gün artıyor; yapılan siyasal, ekonomik ve örgütsel her türlü düzenlemeler sorunları çözmeye yetmiyor, tersine daha da artmasına yol açıyor. Düzenlemeler geçici olarak rahatlık sağlasa da, insanoğlunun karmaşık sorunlarını çözebilmiş değil, sadece iktidar ve otoriteyi farklı bir gruba veriyor ve zaman içinde yeni reform taleplerini yaratıyor. Tarihsel süreçte kalıcı bir çözüm bulunamadığı gibi, kargaşa ve çatışma devam ediyor. Çünkü yaşam sürecini kavramamızı sağlayacak yeni bir ahlak anlayışını, yeni bir davranış biçimini geliştirmemiz, davranışlarımızı belirleyen düşünce sistemimizi değiştirmemiz gerek. Düşünce zihinsel bir üretimdir, bu nedenle değişim için önce zihnin özgürleşmesini sağlamalıyız. Bilmeliyiz ki, öğrenmek zihnin bir işlevidir. Sağlıklı düşünme, inançlardan ve ideallerden çok, olaylardan yola çıkabilme becerisidir.

Öğrenmek için önce anlamayı sevmek ve heves duymak gerek. Zorlamanın olduğu yerde öğrenme olmaz. Zorlamanın çeşitli biçimleri var; baskı ve tehdidin dışında, ikna niteliğindeki teşvikler ve açık ya da kapalı ödüller de öğrenmeyi engelleyebilir. Otoritenin öğrenmede yeri yoktur. Eğitimci ve öğrenci birbirleriyle kurdukları öğrenme etkinliğinde; eğitimci, zekâyı geliştirmekte özgürlük duygusunun önemini bilerek davranmak zorundadır yoksa dayatıcı bilgi sunmaya dayalı bir disiplin öğrenme yaratmaz. Çünkü disiplinli bir zihin özgür olamaz, zaten baskı altındaki zihin de özgürleşmek istemez. Belli bir inanç ya da düşünce sisteminin baskısı altında zihin zekâ sergileyemez. Disiplin, otoriteye itaati yaratır. Böyle bir süreç kuşkusuz bireyin topluma uyumlu hareket etmesini sağlar, ancak bireyin kendi kapasitesini harekete geçirerek zekâsını ortaya çıkarmasını engeller.

Zekâ hayatla uyum sağlama kapasitesidir. Öğrenciye notlar ve başarı belgeleri vererek zekâ sağlanamaz.  Bizler genel olarak çocuklarının başarılı bir kariyere sahip olmasını istiyoruz;  bilgi toplamaya, ezberlemeye, hafızayı geliştirmeye ve salt tekrara dayalı bugünkü eğitim sistemi gerçek düşünce üretmekten çok uzak.  Doğal bir merak ve öğrenme dürtüsüyle dünyaya gelen çocuğa matematik, coğrafya, tarih vs öğretmek sorun olmaz. Çocuğun temel ihtiyacı öğretmenle kurduğu ilişkide güven duygusunun varlığıdır. Fakat bilinçli ya da bilinçsiz çoğu eğitimci açık olmasa da korkuyu körükler. Aynı davranışı ana babalar da sergilerler. Bu süreç ise; çocuğu itaat etmeye, uyum sağlamaya, büyüklerin sözlerinden çıkmamaya, düşünmeden kabullenmeye zorlar.

İnsanın yaratıcı olması, inisiyatif alabilmesi korkularından arınmasına bağlıdır. Bir başka deyişle, özgün bir şey yapması, yönlendirmeden, zorlanmadan ya da kontrol edilmeden, sevdiği bir şeyi yapması demektir. Bu nedenle eğitimin temel işlevi sınavlara hazırlamaktan çok, içimizdeki korkuyu söküp atmak olmalıdır. Çünkü çocuk yetişkin yaşama geçtiğinde zekâsını sergilemek, inisiyatif almak zorunda olacaktır. Ancak insan korktuğu zaman geleneklere, ana babaya, eşine ve kardeşlerine daha fazla bağlanır ve inisiyatifini yitirir. Korku zihni köreltir, özgür olamazsınız. İnsan ancak korku olmadığında, zihni gösterişten uzak ve mevki ya da itibar peşinde koşmadığında zihinsel özgürlüğe ulaşır.

Eğitim bize doğayla, varlıklarla ve insanlarla nasıl doğru ilişkiler kuracağımızı öğretmeli. Ancak zihnimiz sürekli fikir üreterek baskın bir karakter kazanıyor ve bizim daha ilerisini görmemizi engelliyor. Eğitimin amacı, bizi kendi başına düşünebilen, olayları sorgulayan, araştıran bireyler haline getirmek olmalıdır. Bugünkü sistem bizi sınavlara hazırlıyor, sonrasında meslekler kazandırıyor, çalışan ya da ev hanımı olan, çocuk yapan ve büyüten insanlar olarak hayatı tamamlıyoruz. Çoğunlukla yapmak istemediğimiz işleri yaparak tamamladığımız bir hayatımız var. Koşuşturma içinde mutsuz, huzursuz ve çatışma içinde geçen bir hayat. Hepimiz mutlu bir yaşam istiyoruz, ancak ne zaman mutlu olduğumuzu bilmiyoruz. Yaşadığımız fiziksel ya da duygusal acılarımızı ise iyi biliyoruz. Çünkü sağlıklıyken bedenimizin bilincinde değiliz. Mutluluk bilincinde olmadığımız, fark etmediğimiz bir hal. Bu nedenle bilincinde olduğumuz acılardan kaçmak için mutluluk dediğimiz ruh haline sığınmak istiyoruz. Çünkü mutluluğu yaşarken ne yazık ki onun farkında değiliz.

Eğitim insana, varoluşuyla başa çıkması için yardımcı olmalı, ince düşünme konusunda rehberlik etmelidir. Böylelikle hayatın geri kalanında gerçekten sevdiğimiz bir işi yapabilir, yaşamımıza yön verebiliriz.

Yaşamın sorunlarıyla karşı karşıya kaldığımızda onları analiz edebiliyorsak korkusuzluğa ulaşırız. Yaşamda olan bitenleri, her sorunu, her olayı, her düşünceyi, her duyguyu, her tepkiyi incelemek için gerekli olan zekâya sahip olmak zorundayız. Korkularımız aşmamız buna bağlı. Bu nedenle sorgulamayı, araştırmayı, keşfetmeyi isteyen çocukları yetiştirmeye ihtiyaç var. Doğru eğitim alma konusunda ısrarcı olan çocukları yaratmalıyız. Ana babalarına ve öğretmenlerine soru soran, sorgulayan, gerektiğinde itiraz eden çocuklar. Ana babalarının, öğretmenlerinin yeterince zekâsını kullanmalarını sağlayabilen, onların zekâlarını geliştirmesine katkıda bulunan çocuklar. Okuldan mezun olduktan sonra, yaşamı boyunca doğruyu öğrenmeye devam eden çocuklar. Mutlu ve zeki insanlar yetiştirmek bunları gerçekleştirmemize bağlı.

 

Kaynak:

Jidu Krishnamurti Kitaplığı

Last modified on Pazar, 22 Nisan 2018 15:46
Rate this item
(3 votes)