Pzt06182018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM DİNLEMEYİ BİLMİYORUZ

DİNLEMEYİ BİLMİYORUZ Featured

Written by 

Çocuklara önce konuşmayı, sonra okumayı, yazmayı öğretiyor, ancak dinlemeyi öğretmiyoruz. Bu nedenle toplum olarak dinleme kalitemiz çok düşük. Çünkü dinlemenin iletişimdeki önemini bilmiyoruz. Dinleme olmadan da anlama olmuyor; yanlış anlamalar, kopukluklar iletişim çatışmalarını doğuruyor. Bu sürecin yarattığı şiddet günlük yaşamımızda sıradanlaşmış durumda ve hepimizi tehdit ediyor.

İnsanların birbirlerini anlayabilmesi için öncelikle birbirlerini dinlemeleri gerek. Dinlemek ise karşımızdakinin ne demek istediğini anlamaya çalışmak demek. Söyleneni doğru anlamak tarafsız ve nesnel olmaya ve konuşmaya odaklanmamıza bağlı. Evde, okulda, işte, siyasal, sosyal ve ekonomik yaşamda baş gösteren gerilimler her geçen gün artıyor. Yazılı ve görsel basın; birbirlerini anlamayan, çatışan, şiddet sergileyen her kategoride insanlardan besleniyor. Dinlemek için konuşmaya kulak vermek yetmez, çünkü dinlemek duymanın ötesinde anlamayı ve öğrenmeyi içerir. Bu amaçla dikkatin konuşmaya yoğunlaşması gerek. Dinleme karşı tarafın vermeye çalıştığı mesajı anlama ve ona karşılık verme etkinliği olarak tanımlanıyor. Kullanılan sözcüklerin yanında, ses, vurgu, jest ve mimiklere duyarlı olmak çok önemli.

PISA testlerinde OECD ülkeleri arasında son sıralardayız. Matematik ve fen bilimlerinin yanında kendi anadilinde okuduğunu anlamayan çocuklarımız var. Bunun temelinde dinleme eksikliği yatıyor. Öğrenmenin en temel yolu olan dinleme eylemi işitmekten farklıdır. İşitmek istek dışı gerçekleşirken, dinlemek ise çocukluk yaşlarında öğrenilmesi gereken bir beceridir. Araştırmalara göre uyanık olduğumuz zamanın yüzde 80’i diğer insanlarla iletişim kurmakla, bunun yüzde 45’İ de karşımızdakileri dinlemekle geçiyor. Bu nedenle dinleme iletişimin en önemli öğesi. Dinleme uzmanı Prof.Dr. Lyman K. Steil dinlemenin dört aşamadan oluştuğunu söylüyor. İnsan, önce mesajı duyuyor, yorumluyor, değerlendiriyor ve cevaplandırıyor. Araştırmalara göre; insanlar söylenenlerin ancak yüzde 50’sini anlıyor, değerlendiriyor ve aklında tutuyor, iki gün içinde de yarısını unutuyorlar. Bu nedenle yaşanan maddi ve manevi zararlar çok yüksek. Yanlış dinleme yüzenden kaybedilen zaman ve ilişki kalitesi hem iş yaşamımızı hem özel yaşamımızı olumsuz etkiliyor. Çünkü düşüncelerimizi, duygularımızı ve ideallerimizi paylaşma ihtiyacımız var. Bu, yalnız kalmamanın, soyutlanmamanın tek yolu.

Uzmanlara göre dinleme zorluğunun temelinde yatan birçok nedenlerden biri fizyolojik. Dakikada 400- 600 kelime dinleme kapasitesine sahip insanlarız, konuşma kapasitemiz ise kabaca 125 kelime. Bu nedenle karşımızdaki konuşurken başka şeyler düşünme fırsatımız var. Dinleme zorluğunun bir başka nedeni okullardaki yetersiz eğitim. Okullarda çocuklarımıza dinlemeyi öğretmiyoruz, otoriter eğitim sisteminde dinlemeye zaten yer yok. İtiraz eden, söyleneni kabul etmeden önce sorgulayan, kendi akılını kullanan öğrenci makbul öğrenci değil. Eğitim sistemimiz itaate ve ezbere dayalı. Öğretmenler de çoğunlukla aldıkları eğitime uygun ve kendilerinden beklenen bu görevi ister istemez yerine getiriyorlar. Öğrenciler analitik düşünme becerisi edinmeden, salt başarılı olma çabası içindeler. Bilgiye ulaşma, işleme ve yaşama geçirme gibi bir dertleri yok. Zaten ana- babaların da beklentisi bu; çocukların sınavlarda başarılı olması ve iyi bir işe yerleşmesi. Sonra da, katma değeri çok düşük insan kalitesi ile gelişmiş bir toplum olmayı ve refah düzeyimizin artmasını bekliyoruz

Özetle, gerekli iletişim ve müzakere becerisi edinmeden yaşam mücadelesine başlıyoruz. Bazılarımız yetişkin yaşlarda bu eksikliği fark ederek, kendi iradeleriyle ya da şirketlerin programlarıyla kurslara katılıyorlar. Ancak iletişim becerilerimizi arttırmak için yaptığımız bütün bu çabaların içinde, iletişimin en önemli unsuru olan dinleme yeterince öğretilmiyor.

Dinleme sorunu, karşımızdakinin beklentisini yanlış anlamaktan da kaynaklanabiliyor. Karşımızdakini dinlemeyi, sorunlarına çözüm bulmamızı istediği düşüncesi ile dinlemek istemeyebiliriz. Zaman zaman böyle durumlar yaşanabilir. Maddi, manevi sorunlar için de yardım talepleri olabilir. Ancak genelde insanlar düşünce ve duygularını paylaşmak isterler. İstedikleri onları anlamamızdır, neler yaşadıklarını bilmemizdir. Ünlü psikolog yazar Leo Buscaglia “Beni dinlemeni istediğimde bana öğüt vermeye başlıyorsun, senden istediğimi yapmamış oluyorsun.” der. Çünkü inanlar sadece kendilerini “dinlememizi” isterler, daha fazlasını değil. Empati olmadan dinleme olmaz. Kendimizi karşımızdakinin yerine koymadan, onun ne hissettiğini anlayamayız. Sonrasında da karşımızdakine ne hissettiği hakkında düşüncelerimizi söylememiz gerek. Bu onu dikkatle dinlediğimizi ve anladığımızı gösterir. Bunu yapmak karşımızdakini mutlaka onaylamak anlamına da gelmez, ama karşımızdakini anladığımızı gösterir. Çatışmasız, kavgasız iletişimin tek yolu budur.

İyi bir dinleyici olmak esnek olmamıza bağlı. Karşımızdakini çeşitli nedenlerle dinliyoruz. Konuşmadan keyif alabiliriz, fikir alışverişi yapabiliriz, bilgileri değerlendirebiliriz ya da salt empati sergileyebiliriz. Her bir durumun dinleme kalitesi doğal olarak aynı değildir. Bütün bu süreçlerde dinleme alışkanlığımızı sorgulamamız gerek. Toplum olarak çok hata yapıyoruz. Taraflıyız ve ön yargılı dinliyoruz. Bilmeliyiz ki taraflı dinleyici gerçekte dinlemez. Karşısındaki konuşurken ne diyeceği üzerine yoğunlaşır. Bunu televizyonların tartışma programlarında sıklıkla görüyoruz. Adı, sıfatı büyük birçok konuşmacı, karşısındaki konuşmacıyı dinlemiyor. Hatta dinlemeye bile katlanamıyor, müdahale ediyor, sustuğu takdirde söyleneni onayladığı anlaşılacak diye kaygılanıyor. Çünkü üzerinde baskı var, dinleyicilere oynuyor, taraftarlarına şirin gözükmeye çalışıyor. Konuşmacıların bu şekilde davranarak topluma çok kötü rol model oldukları bir gerçek. Diğer taraftan cinsel, etnik, dinsel, mezhepsel, coğrafi farklılıklarımız kesinlikle dinleme kalitelimizi etkiliyor. Kimliklerin dışında karşımızdakinin yaşı, aksanı, mesleği ya da konumu nedeniyle de pozisyon alıp dinlemediğimiz oluyor. Sergilediğimiz önyargıların temelinde bize öğretilen kaygılar, korkular var. Zihnimizi bu korkulardan arındırmadan özgürleşmek, karşımızdakini anlama çabasına girmek ve dikkatimizi söylenene yoğunlaştırmak mümkün değil. Toplumda farklı düşünceyi dinlemeye katlanamayan insanların sayısı hızla yükseliyor. Sonuçta toplum kutuplaşıyor, aynı coğrafyada aynı kültürle yoğrulmuş insanlar, bırakınız birbirlerine güvenmeyi ve sevmeyi, birbirlerinden nefret eder hale gelmiş durumdalar. Nefret suçlarındaki artış çok vahim ve temelinde birbirimizi anlamama, birbirimizi dinlememe yatıyor.

İster doğada bir kuş cıvıltısına, rüzgara ya da dalgaların sesine kulak verirken,  ister kendimizle konuşurken veya diğer insanlarla iletişim kurarken neyi dinlediğimiz değil, nasıl dinlediğimiz önemli. Ancak bunu yapmak hiç kolay değil. Çünkü hepimizin bir geçmişi var, aldığımız eğitim ve onun şartlandırmaları var. Dinlerken bunları yansıtıyoruz ve söylenenleri pek dinlemiyoruz. Bu nedenle  insanın zihnini, kendisini engelleyen geçmişinden arındırması gerek. Önce zihnini sessizleştirmesi, sonra dinleyip, öğrenmesi gerek. Varoluş sorunun çözümü insanları sevmekten geçiyor. Onları derin bir dikkatle dinlememiz, anlamamız ve anladığımızı onlara aktarmamız gerek. Yaşamdan zevk almak bunu başarmamıza bağlı. Aksi takdirde, refah düzeyimiz ne olursa olsun yoksulluğu aşmamız ve mutlu olabilmemiz mümkün değil.

 

Kaynak:

Listening Training and Development, Dr. Leyman K. Steil

Listening Leaders: The Ten Golden Rules to Listen, Lead and Succeed, Dr.Leyman K. Steil & Dr.Richard K. Bommelje

Leo Buscaglia Kitaplığı

Last modified on Pazar, 20 May 2018 17:59
Rate this item
(1 Vote)