Cts12152018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM SİYASETİN KALİTESİ

SİYASETİN KALİTESİ Featured

Written by 

T24’ de Hasan Aksay’ın yaşam alanlarımızda “kalite” kavramını sorguladığı ilginç bir yazısı çıktı. Aksay Türkiye’de genel olarak kalitenin dert edilen bir konu olmadığını vurguluyor ve bakkallıktan, müteahhitliğe, memurluktan gazeteciliğe kadar bütün meslekleri hizmet kalitesi açısından ele alıyor. Mal ve hizmet üretiminde “Profesyonellik”, “Mesleki Ahlak”, Müşteri Hakları” gibi ölçütleri önemseyen insan sayısının çok az olduğunu, faaliyet ne olursa olsun ana hedefin kazanmak olduğunu ileri sürüyor. Faaliyetin kalitesi doğal olarak geri planda kalınca, kalitesizlik her alanda karşımıza çıkıyor ve sıradan hale geliyor.

Türkiye’de ortalama insan ömrü 78 yıl. Değişimin çok hızlı yaşandığı çağımızda, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Hepimizin ortak amacı daha kaliteli bir yaşama sahip olmak. Bunun için daha iyi bir gelirimiz olmalı, daha kaliteli eğitim ve sağlık hizmetleri almamız gerek, iş istiyoruz, iş dışında geçirebileceğimiz zamanımız olmalı, tatile çıkabilmeli, dinlenebilmeliyiz. Bütün bunları sağlamak iktidarın görevi. Çünkü siyasal partiler halkın yaşam kalitesini yükseltmek ve güvence altına almak için iktidar olurlar. Ancak son yıllarda yaşam kalitemiz oldukça zayıfladı; gelirimiz azaldı, paranın değeri, dolayısıyla satın alma gücü düştü, eğitim sürdürülebilir olmaktan çıktı. Bunların sonucunda siyasal, sosyal ve ahlaki konularda ciddi bir erozyon yaşıyoruz. Toplum olarak çok değiştik. Bize ne oldu? Sorularını sık sık soruyoruz. Nefret suçları olağan üstü artmış durumda, gerginiz, gelecek kaygımız artıyor. Doğal olarak bu süreçte güven, sevgi, hoşgörü kayboluyor.

Böyle süreçlerde farklı bir siyaset üretebilmek ve yeni bir seçenek sunabilmek muhalefetin görevidir. Ancak seçimlerden yeni çıktık ve CHP halkın güvenini bir kez daha kazanamadı. Dahası oyu 2011 seviyelerine indi. Zaten CHP bu nedenle yeni bir genel başkanlık yarışına hazırlanıyor. Kılıçdaroğlu dönemine bakarsak, Kılıçdaroğlu’nun partiyi dönüştürmek, seçmen tabanını genişletmek için attığı adımlara karşın, seçim başarısızlıkları çok fazla. Buna rağmen, bugüne dek karşısına çıkan adaylar başarılı olamadılar. Bu kez durum farklı olabilir; Çünkü Muharrem İnce Cumhurbaşkanı adayı olarak muhalif seçmende heyecan yarattı. İnce farklı bir siyaset adamı. Zekâsı, hazırcevaplığı, samimiyeti ve yüksek polemiğe dayalı konuşması ile kitleleri etkiledi. Bunlar önemli özellikler, yakaladığı popülarite ile önümüzdeki dönemde genel başkan da olabilir, ancak nitelikleri lider olmak için yeterli mi? Bu soruya cevap vermek kolay değil. Çünkü ekonomiden eğitime, sağlıktan toplumsal barışa kadar Türkiye’nin geleceği konusunda ikna edici bir vizyon ortaya koymadı. Böylesine coşkuyla desteklemesinin temelinde Erdoğan karşıtlığı yatıyor. İnce muhalif seçmendeki bu olumsuz duyguları bilinçli olarak besledi. Yürüttüğü strateji, Erdoğan ne yaptıysa onun tersini yapmaya dayalıydı. CHP’li olsun, olmasın muhalif seçmenin tümünün duymak istediklerini söyledi ve onları mutlu etti. Ancak İnce’nin seçim kazanabilmesi AK Parti seçmeninden oy almasına bağlıydı, ama alamadı. Camiye gitmesi ve akrabalarının başlarının kapalı olması da muhafazakâr seçmende beklediği etkiyi yaratmadı. Erdoğan ile girdiği polemikler sadece karşı tarafın saflarını sıklaştırdı. Sonuç olarak İnce, siyasal bir vizyon ortaya koymak yerine, Erdoğan karşıtlığı üzerinden yürüttüğü strateji ile muhalif seçmenden alabileceği en yüksek oyu aldı.

Kalite, “İfade edilen ya da beklenilen ihtiyaçları karşılama kabiliyetini oluşturan özelliklerin toplamı” olarak tanımlanıyor. Liderlik için de kullanılan bir kavram. Çünkü liderlik güven, sevgi, tutarlılık, devamlılık, sabır, etkileyebilme, sürükleyebilme, karar verme, risk, karizma, kültür, mantık, vizyon ve yüksek özgüven isteyen bir durum.Liderin sadece bu niteliklere sahip olması yetmez, onları sergileme becerisi liderin gücünü, kitlelerle iletişimini ve başarısını belirler. Dahası, lider gücünü yönettiği ekibinden alır. Lider ekibiyle bilgisini paylaşmak ve başarıya ya da başarısızlığa hep beraber sahip çıkmak zorundadır. İnce, iki ay süren propaganda süreci döneminde tam 107 mitingi tek başına yaptı. Fazlasıyla özgüveni olan İnce hep yalnızdı. Ekibini görmedik, tanımadık, 2.turda tanıtacağını söyledi ve 2. Tur olmayınca öyle kaldı. Ancak kamuoyu Türkiye’yi yönetme iddiasını taşıyan adayın yanında kimler olduğunu öğrenmeliydi.

İnce’nin performansı, 24 Haziran seçim öncesi ve sonrası olarak büyük farklılıklar gösteriyor. Seçim gecesi ekranlara çıkmama konusu anlaşılabilir değil. Sonraki günlerde, seçim gecesi birlikte olduğu Engin Altay ve Yaşar Tüzün’ün tavsiyelerini anlatarak bu durumu açıklama çabası da doyurucu değil. Çünkü karar vermek, risk almak son tahlilde lidere ait bir sorumluluktur. Bu nedenle İnce seçim gecesinden itibaren, seçmende yarattığı sevgi ve güvende önemli kayıplar yaşadı. Bir başka örnek; “Kurultay sözünü benden duyamazsınız” diyen İnce, daha sonra “örgüt bu işi halleder” dedi. Hem “Ben Genel Başkan değil, Cumhurbaşkanı olmak istiyorum” dedi. Aynı konuşmada, CHP Genel Başkanı’nın Cumhurbaşkanı adayı olması gerektiğini söyledi ve “Adayım” dedi. İnce’nin konuşmaları 24 Haziran’dan önce dobra dobraydı, klasik CHP sözcülerinden farklıydı. Zaten kamuoyunda yarattığı sempatinin özünde bu yatıyordu. Ancak, açık, açık konuşan İnce bu özelliklerini her nedense artık sergilemiyor, sergileyemiyor.

CHP’de, Kılıçdaroğlu’nun yerine yeni bir genel başkan ihtiyacı sıklıkla dile getiriliyor. Toplanması önümüzdeki günlerde belli olacak “Olağanüstü Kurultay” CHP’de yeni bir dönemi başlatabilecek mi? Başlatsa muhalefetin kalitesini yükseltebilecek mi? Kişisel hırslar, siyasi ayak oyunları ve uyanık hamleler kime ne getirecek bilmiyoruz. Ancak, CHP’nin ciddi yapısal sorunları var ve bu sorunların çözümünü salt genel başkanın değişimine bağlamak doğru değil. CHP’de radikal dönüşüm için de yeni bir Genel Başkan değil gerçek bir lidere ihtiyaç var. Bugünkü sorunları yaratan bilinci her kademede değiştirebilecek bir lider. Yoksa mevcut üye yapısı, yerel ve genel yönetici kalitesiyle partiyi dönüştüremezsiniz. Bugün tarafların CHP’de sergiledikleri sadece siyasette var olma mücadelesi. Bu nedenle her iki taraf da yerel seçimler için pozisyon alma çabası içinde ve bu sürecin kazananı olmak adına var güçleriyle mücadele ediyor.

Sonuç olarak, temel sorumluluğu halkımızın yaşam kalitesini yükseltmek olan Ana Muhalefet Partisi’nin durumu bu. CHP bu koşullarda farklı bir siyaset üretebilir mi? Siyasette kaliteyi yaratabilir mi? Hasan Aksay’ın ironik sözleriyle kapatalım: “Biz bu kalitesizliği olağanlaştırarak yaşamaya devam ediyoruz. Gören de yedeğimizde ikinci bir hayatımız var sanır”

Last modified on Çarşamba, 18 Temmuz 2018 15:22
Rate this item
(3 votes)