Pzt08202018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM “DEĞİŞİM” NE DEMEK?

“DEĞİŞİM” NE DEMEK? Featured

Written by 

CHP’de seçimli olağanüstü kurultay için imza toplanıyor. Bu arada “Değişim” talebinin İnce taraftarlarının dışında, parti içinde diğer kesimlerden de geldiği dikkati çekiyor. 24 Haziran seçiminin hemen sonrasında Kılıçdaroğlu bu değişim talebini görerek olağanüstü kurultay kararı alması en doğru yoldu, ancak istemedi. Şimdi yerel seçim öncesinde tarafların birbirinden farklı açıklamalarıyla CHP bir kez daha kamuoyunun gündeminde. Herkes “değişim” talebini savunuyor, ancak bu değişimin ne olduğu ve genel başkanı değiştirmenin dışında ne anlama geldiğini henüz bilmiyoruz.

Değişim “Varlığın kendi iradesiyle, varlığını yok etmeden tüm etkiler karşısında denge ve uyum oluşturması” olarak tanımlanıyor. “Dönüşüm ”ün ise çok farklı bir anlamı var; Varlığın karşı koyamadığı şartlar karşısında, kendi duruşunu terk ederek başka bir kimliğe büründüğü bir durum. Bir kurumun değişimi ise, o kurumun varlığını sürdürebilmek için dış etkilere karşı kendini değişen koşullara uygun hale getirmesi demek.

Sanayi toplumları çağımızda yeni bir toplum yapısına dönüşüyor ve bütün sosyo- politik ve sosyo- ekonomik yapılar terk ediliyor. Gerek üretimde gerekse istihdamda sanayinin önemi her geçen gün azalıyor. Buna karşılık bilgiye dayalı hizmet faaliyetlerinin önemi artıyor, pazar payı hızla yükseliyor. Bu gelişmeler toplumun örgütlenmesini ve değer yargılarını radikal biçimde değiştirdi, Türkiye gibi geleneksel yapısı baskın bir ülkede, küresel ölçekte yaşanan bu dönüşüm sürecinin kendi içinde büyük kopmalara yol açtığı çarpıcı bir gerçek.

Yeni toplumsal yapıda temsili demokrasi yerini katılımcı demokrasiye bırakmış durumda. Günümüzde insan kendisiyle ilgili karar alınırken, karar sürecinde yer almak ve düşüncelerini ifade etmek istiyor. Üstelik katılım salt siyasal alanda değil, yaşamın her alanında, ailede, okulda, işyerinde, STK’larda karşınıza çıkıyor. Sanayi toplumunun homojen, tek tip insan yapısı artık yok, yerine çeşitlilik var. Bilgi toplumunda öngörülebilir bir gelecek yok, tek doğru da yok. Her şey göreli, yani nereden baktığınıza bağlı. Belirsizlik ve kaos yeni toplumunun karakteristik özellikleri. Hiçbir şey artık eskisi gibi değil ve gelecekte de olmayacak. Üretim tarzındaki radikal değişim, toplumsal yapıyı bütün kurumlarıyla dönüştürüyor. Artık talepleri, değer yargıları, tercihleri değişen yeni insan var karşımızda.

Günümüzde siyasette iki grup var; “merkezdekiler” ve “dışarıda kalanlar”. Parlamento ve siyasal partiler meşru siyasal kurumlar üzerinden siyaset yaparken, dışarıda kalan her türlü azınlık; kimlik, etnisite, din ve gelenek üzerinden siyaset yapmak durumunda. Siyaset her türlü sosyal grubun diyaloğa girdiği kamusal alan olarak tanımlandığına göre; meşru siyasetin dışında kalması istenen dinsel, etnik ve kültürel oluşumların talepleri dikkate alınabilmeli. Günümüzde sosyal demokrasi artık sınıf çatışması, sendikal hareketler gibi geleneksel kavramlar üzerinden siyaset yapmanın ötesine geçmiş durumda. Batılı sosyal demokrat partiler söz konusu talepleri “hak ve adalet arayışı” olarak ele alıyor. Muhafazakar partiler ise bu taleplerin ulusal güvenliği tehdit ettiğini söyleyerek ulus devletleri homojenleştirmeye çalışıyor. Sosyal demokrat partiler fark yaratmak istiyorsa, bu talepleri muhafazakar partilerden farklı yorumlayabilmeli. Toplumsal yaşamın en sorunlu alanı “sosyal adalet ” in kapsama alanı genişlemiş durumda. Artık refah ve gelir dağılımının yanında “tanınma” ve “katılım” adaletini de ifade ediyor. CHP yeni sosyolojiyi anladığını genel başkanından üyesine dek ortaya koyabilmeli.

CHP’de sorun alanların başında parti yönetimi geliyor. CHP’nin mevcut yönetim anlayışı, bugün terkedilmekte olan sanayi toplumunun öngördüğü yönetim modeli. Yukarıdan aşağıya doğru katı bir hiyerarşiye dayanan bu modelde müzakere kültürü yok. Günümüz işletme felsefesi bunu ret eder. Çünkü bu model sağlıklı iletişime engeldir, başarılı bir işletme yönetimi kuramazsınız. Organizasyonun başarısı için iletişim, yatay ve dikey boyutta eş zamanda gerçekleşmelidir. Bu modelde yöneticiler alt yönetimleri dinlemek için vardır ve sürekli öğrenme çabası içindedirler. CHP bir siyasal parti organizasyonudur ve öncelikle yeni bir işletme yönetimine ihtiyacı vardır. Çünkü CHP’nin yürürlükteki modelde parti içi iletişim kalitesi çok düşüktür. Genel Merkez yönetimi alınan kararları talimatla alt birimlere aktarır ve koşulsuz yapmalarını ister. Talimatın olduğu yerde müzakere kültürü olmaz, işler emir- komuta zinciri içinde yürür. Böyle bir yapıda alt yönetimlerin bırakın itiraz etmeleri, düşüncelerini söylemeleri bile beklenemez. Çünkü olası itirazların tehdit olarak algılanması kaçınılmazdır. Dolayısıyla, Genel Merkez’in sahadan sağlıklı geri bildirimler alması ve nesnel değerlendirmeler yapması beklenemez. Ayrıca yönetim öğrenilmesi gereken bir disiplindir. Sıradan milletvekillerinin işi olmamalıdır, olursa da başarı beklenmemelidir.

Bir başka sorun alan CHP ile seçmen arasındaki iletişimdir. CHP, hedef kitlesinden beklediği oyu alamamakta, bu durumu seçmenin kendisini anlamaması ile açıklamaktadır. İletişim için önce tarafların iletişime girme isteği olması gerekir. Seçmenin önemli bir bölümün mevcut önyargıları nedeniyle CHP’ye mesafelidir. CHP doğru da söylese dinlememektedir. Sağlıklı iletişimin temel koşulu güvendir. CHP genel başkanından üyesine kadar bu sorunu doğru teşhis ederek, önce seçmenin güveni kazanılmalıdır. Aksi takdirde projeleri ne kadar çekici olursa olsun, seçmenin CHP’yi dikkate alması ve oy vermesi beklenilmemelidir. Öncelikle CHP yönetimleri özeleştiri yaparak başarısızlıkta faturayı kendisine çıkartmalıdır. Ayrıca talep yaratmak için bir pazarlama yönetimine ihtiyaç vardır. CHP her şeyden önce seçmen davranışlarını anlamak zorundadır. Bu politik psikolojinin alanına girer. Siyasal Pazarlama ve Politik Psikoloji ciddi eğitim gerektiren disiplinlerdir. Bu alanda eğitim ve deneyimi olmayan milletvekillerinin becerebileceği bir iş asla değildir.

Çağımızda gelişmiş ülkeler dönüşerek yeni bir kimliğe bürünüyor. Türkiye de, küresel üretim zincirinde imalat boyutuyla yer alıyor ve dönüşen dünya Türkiye’yi de yeni toplum yapısına uyum için zorluyor. Bu nedenle CHP’de “değişim” talebinde bulunanlar “değişim” den ne anladıklarını bize anlatmak zorundadırlar. Değişim ihtiyacının, Kılıçdaroğlu’nun yerine İnce’nin ya da başka bir adayın gelmesinin çok ötesinde bir anlamı olmalıdır. Genel Başkan adayı, yeni toplumsal yapının talep ettiği siyaseti ve yeni yönetim anlayışını ortaya koymalıdır. Bu büyük bir meydan okumadır ve mevcut yapının radikal dönüşümünü ifade eder. Bu ihtiyaç CHP’yi aşan bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç Türkiye’nin ihtiyacıdır. Çünkü ülke insanının sorunlarını çözmek için yeni bir siyaset üretmek Ana Muhalefet Partisi olarak CHP’nin asli görevidir.

Last modified on Çarşamba, 25 Temmuz 2018 14:18
Rate this item
(4 votes)