Sal10162018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM SİYASETTE HIRS

SİYASETTE HIRS Featured

Written by 

Hırs duygusu insanın doğasında var, her şeyin daha fazlasını elde etmek ve tüketmek istiyor. “Hırs” sonu gelmeyen isteklere, tutkulara sahip olmak anlamına geliyor. Bu duyguya sahip kişinin hem kendisine hem de çevresine zarar vermesi kaçınılmaz. Çünkü hırs duygusu ile korku, mutsuzluk, tatminsizlik ve kıskançlık duyguları birlikte bulunuyor. Başta iktidar sahibi insanlar olmak üzere, bu duyguyu sürekli yaşayan çok sayıda insan var çevremizde. Eğitim sistemimiz de bu duygunun varlığını destekliyor. Bu nedenle, ailede, okulda, işte, siyasal ve sosyal yaşamımızda başarı için hırs duygusunun gerekli olduğu genellikle kabul görüyor.

Hırs; sonu gelmeyen istek ve tutkular ile kişide öfke ve kızgınlık yaratıyor. Hırsın kişiyi hırpaladığı, yorduğu, üzdüğü, hataya zorladığı çok açık. Bir işteki engelleri yenme kararlılığı olarak tanımlanan “azim ” başkalarına zarar vermezken, “hırs” gerektiğinde en yakınları bile yok edebiliyor.

Siyasi liderler toplum adına düşünen ve karar verme sorumluluğu olan kişiler. Topluma yön veren, insan yaşamına şekil veren kişiler. Bütün bu süreçlerde kuşkusuz hırs var. Günlük yaşamımızda kişiyi sevimsiz, kırıcı yapan, çatışmalar, anlaşmazlıklar yaratan bu nitelikler, insan yaratıcılığının, ilerlemenin, yeniliklerin de itici gücünü oluşturuyor. Ancak akıl ve mantığını kullanmak ve hırsını kontrol edebilmek şartıyla.

Siyaset bir virüs değil, bir hastalık da değil. İnsanlığa hizmet için yapılmalı. Bu nedenle başkalarını dinlemek zorundasınız. Hem sizin düşüncelerinizi savunanların hem de başka siyasi anlayışta olanların düşüncelerine değer vermelisiniz. Ayrıca yanlış yapınca çekilmesini bilmelisiniz. Ancak siyasete salt siyaset yapmak için girdiyseniz bunu yapmanız kolay değil. Çünkü yanılmanız kaçınılmaz. Geçmişte hükümdarları seven, yanlış yapınca da onu güzelce uyaran bilge kişiler vardı. Günümüzde de Batı demokrasilerinde liderlerin yakın kadrosunda yer alan, lideri farklı düşüncelerle besleyen, karar süreçlerinde bunları ortaya koyan ve gerektiğinde itiraz eden “ikincil liderler grubu” var. Çok da faydalı işleve sahip. Çünkü lider bu gruba önyargılı değil ve kendisine tehdit olarak algılamıyor. Tarafların sahip oldukları karşılıklı güven, liderin uyarıları dikkate almasını sağlıyor ve yanlış yapma potansiyelini en aza indirgiyor.

Kurultay tartışmaları Ana Muhalefet Partisi CHP’yi zor durumda bıraktı. Yaşanan sürecin ayrıntılarına girmeye gerek yok. Çünkü CHP kendi içinde yaşadığı olaylarla Türkiye’nin bir kez daha gündeminde. Bütün bu parti içi gerilim ve çatışma neden yaşanıyor? Bunlar aynı ideal için çaba harcayan, aynı hedeflere ulaşmak isteyen insanlar. Bu nedenle taraflar çatışma olmadan, sağlıklı iletişim kurmayı başarmak zorundalar. Siyasal partiler için seçim sonuçlarını sorgulamak karşılamaları gereken bir ihtiyaç. 24 Haziran seçimi de bu ihtiyacı fazlasıyla ortaya koymuş durumda. Değerlendirmenin yapılacağı yer ise Kurultay. Genel Başkan seçimi bu işin sadece bir parçası. Değişim talebini genel başkan seçimine indirgemek de sorunu anlamamak demek. Diğer taraftan kurultayın toplanmama nedeni tüzük olamaz, olmamalı.  Mevcut tüzüğün ihtiyaçları karşılamadığı ve birçok yapısal sorunun özünü oluşturduğu bütün taraflarca dile getirilen bir gerçek. Bu nedenle kurultay talebini ret etmenin akılla, mantıkla açıklanabilir bir tarafı yok. Kurultay Kılıçdaroğlu dışında bir adayı seçerse ne olur? CHP genel seçim sonuçları gibi bu sonucu da sorgular ve nedenlerini anlama fırsatı yakalar. Yeni yönetimin yerel seçim performansına bakar, kendi döneminizin nesnel bir analizini yapar.

Sorunun özünde dikkati çeken iki boyut var; Birincisi, CHP Genel Merkez yönetimi kurultay delegelerinin bir bölümünün imzalarını geri çektiklerini söylüyor. Bu sorgulanması gereken vahim bir durumdur. Kurultay delegeliği ciddi bir iştir, ciddi bir sorumluluktur. Ancak liyakat ve nitelikle değil, aidiyet ve mensubiyetle belirlenen delegelerin bu davranışları çok düşündürücüdür. Bu delegeler imzalarını; ne karşılığında ve kimin baskılarıyla geri çekmişlerdir. Hem parti ham de genel kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi şarttır.

Diğer boyut, İnce’nin aday olarak yeterli bulunmamasıyla ilgilidir. Kılıçdaroğlu 2010’dan bu yana parti içinde iktidardır. Bu denli uzun bir sürede CHP’nin genel başkanı olacak nitelikte bilgiye ve deneyime sahip, güvenilir ve halkta karşılığı olan bir aday Kılıçdaroğlu’nun karşısında çıkıp seçim kazanamamıştır. Bu durum CHP’deki yapısal sorunu işaret etmektedir. Bunu sorgulamak ise öncelikle Kılıçdaroğlu’nun görev ve sorumluluğudur. Çünkü yönetici olmanın temel sorumluluklarından biri, kendisinden sonra görev yapacak insanları yetiştirmektir. Ancak Baykal döneminde olduğu gibi, Kılıçdaroğlu döneminde de genel başkanlık yarışına girebilecek kişiler ne yazık ki yetişmemiştir, yetiştirilmemiştir. Bunlar liderlerin yönetim anlayışlarının yarattığı sonuçlardır. Dolayısıyla CHP bugün birden fazla genel başkan adayının demokratik rekabetini yaşamaktan uzak bir yapıdadır.

Günümüz gelişmiş demokrasilerinde liderin yanında ona itaat eden yönetici kadro yok. Fakat lideri destekleyen, onu tartışmayan, ancak ona farklı görüşler sunabilecek, gerekirse ona karşı çıkacak, saygı çerçevesinde ona doğru yolu gösterecek “ikincil liderler grubu” var. Kılıçdaroğlu’nun yönetici takımından bunu yapmalarını beklemek gerçekçi değil. Bu yöneticiler aidiyet ve mensubiyet ölçütleriyle göreve gelmiş durumdalar. Dolayısıyla liyakat, nitelik, yönetim becerileri ve öngörü yetenekleri yok. Bütün bunlara ek olarak siyasetteki hırs; akıl ve mantığın önüne geçince de yapılabilecek bir şey kalmıyor.

Last modified on Cuma, 10 Ağustos 2018 09:59
Rate this item
(1 Vote)
More in this category: « SORGULAMAK HUZUR NEREDE? »