Cts12152018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM KENDİMİZİ YÖNETMEYİ ÖĞRENMEK

KENDİMİZİ YÖNETMEYİ ÖĞRENMEK Featured

Written by 

Türkiye Prof. Üstün Dökmen ’in ifadesiyle bir “Çocuk- Ana baba Toplumu”. Günümüzdeki ana babalar,  geçmişe göre çocuklara daha fazla özgürlük ortamı sağlasalar da, henüz “Yetişkinler Toplumu” olmaktan çok uzağız. Çünkü çocuk doğumdan itibaren ana baba tarafından korumaya alınıyor ve bu koruma hiç bitmiyor. Öğrenim hayatı boyunca, bazı ailelerde ise yaşam boyu devam ediyor. Evliliklerde bile ana babalar müdahil oluyor. Evlilik kalitesinin; karı-kocadan çok, ailelerin birbirleriyle ilişki kalitesine bağlı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ana babalara göre çocuk, her yaşta çocuk. Çocukların bu koşullarda, kendi düşüncelerini sergilemeleri, kendi gerçeklerini keşfetmeleri mümkün değil. Bu tür ana baların büyüttüğü çocuklar bir türlü yetişkin olamıyor, bireye dönüşemiyorlar. Eğitim sisteminin temel hedeflerinden biri, çocuğun potansiyel gücünü ortaya çıkarmak, o doğrultuda gelecek planlaması yapmaktır. Ancak mevcut eğitim sistemimizin böyle bir hedefi yok. Ezbere dayalı ve başarıyı not almaya indirgeyen bu çağın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bu sistemde, çocuk yıllarını kendi potansiyelini keşfedemeden, kendisini tanımadan geçiriyor. Yükseköğrenimini de, kendi potansiyelinden çok, kendisine gösterilen alanda ve zorunlu bir tercih yaparak tamamlıyor. İstediğini sandığı bölüme girenlerin de önemli bir bölümü, yaptığı tercihin rasyonel bir karşılığını veremiyor. Tercihlerini daha çok ailesel ve toplumsal baskılarla, getireceği statü ve refah beklentileriyle yapan yüzbinlerce öğrenci var. Bu nedenle mesleklerini yapmayan ya da yaparken zevk almayan pek çok mutsuz insan yaratmış durumdayız.

Yaşamda başarılı olmak ve koyduğumuz hedeflere ulaşmak istiyoruz. Bunun için öncelikle sahip olduğumuz potansiyel gücümüzü keşfetmemiz gerek. Tarihsel süreçte insan potansiyel gücünü öğrenme ihtiyacı duymamıştır. Çünkü belli bir coğrafyada, belli bir konumda dünyaya gelmiş, kendisinden önceki kuşakların kurduğu düzeni sürdürmüş, kendisine verilen rolü üstlenmiştir. Genelde böyle olmuştur. Tarım toplumunda işler babadan oğula geçer; çoğu insan köyünden, kasabasından çıkmadan, başka bir arayışa girmeden yaşamını tamamlar. İnsanların geçmişte başka seçenekleri yoktu, ama artık var. Bu seçenekleri yaratabilmek ise, öncelikle kendimizi tanımaya, güçlü ve güçsüz olduğumuz alanları öğrenmemize bağlı.

Başarılı olmak için, yaptığımız işle ilgili geribildirim almak önemli. Bunun için, karar alırken ya da bir eyleme girerken sonuçta ne beklediğimizi öngörmek ve onu not etmemiz gerek. Yeterli bir süre geçtikten sonra elde ettiğimiz sonuçları, beklentilerimizle karşılaştırmalıyız. Geribildirim bize, ilgili alanda potansiyel gücümüzün olup olmadığını gösterir. Bir süre sonra, hangi alanda başarılı olacağımızı anlayabiliriz. Yetersiz olduğumuz alanlarda çaba harcamak yerine, güçlü olma potansiyeli taşıdığımız alanlara yönelmek zorundayız. Bu alanlarda harcayacağımız zaman, enerji ve emekle kendimizi geliştirebilir ve eksikliklerimizi tamamlayarak güçlü hale gelebiliriz. Bu süreç bizi kendini beğenmişlikten, zekânın bilginin yerini tuttuğu gibi boş inançlardan, insanları küçümsemekten de uzaklaştırır.

Yönetim disiplinin en önde gelen isimlerinden Peter Drucker, kişinin güçlü yanlarının yanında, ”işleri nasıl yerine getirdiğinin” önemine işaret eder. İşlerin farklı insanlar tarafından, farklı bir şekilde yerine getirildiğinin farkında olmadığımızı söyler. Çok fazla insan kendi yöntemleriyle çalışarak, başarısızlığının temelini oluşturur. İş yapma tarzı bir kişilik meselesidir ve işe başlamadan önce şekillenir. İnsanın iş yapma tarzı eğitimle kısmen değiştirilebilirse de, bütünüyle değiştirmek kolay değildir, hatta olanaksızdır. İnsanın kişilik özellikleri işi nasıl yerine getirdiğinin temel göstergesidir.

İnsanlarla ilişkilerimizde görgü eksikliğinin yol açtığı sorunlar tahmin ettiğimizden büyük. Bu alandaki eksikliğimizi fark etmek geribildirim almakla mümkündür. Doğada birbiriyle temas halinde olan hareketli nesnelerin sürtünmesi nasıl sorun yaratıyorsa, insanlar da birbirleriyle temas ederken “sürtüşme” sorunlarının oluşması kaçınılmazdır. “Lütfen” ve “teşekkür ederim” demek, bir insanın adını hatırlamak ya da hatırını sormak basit görünebilir. Ancak nezaket, insanların birlikte olmalarında, işbirliği yapmalarında çok önemli bir ayrıntıdır. Peter Drucker bizi uyarıyor; “Nesnelerin sürtüşmesinde oluşan; aşınma, yıpranma gibi sorunları nasıl madeni yağ kullanarak çözüyorsak, insan ilişkilerinde olası sürtüşmeleri engellemenin yolu da sergileyeceğimiz nezakettir”.

Drucker “Kişinin, yaptığı işi nasıl öğrendiği çok önemli” diyor. Genelde okuyarak ya da dinleyerek öğreniyoruz. İnsan ya okuyucu ya da dinleyici oluyor. Her ikisini birden yapan insan sayısı fazla değil. Bu durumun yaratacağı zarar verme potansiyelini dikkate almak zorundayız. Ayrıca, çok az dinleyicinin yetenekli bir okura ya da çok az okurun yetenekli bir dinleyiciye dönüşmesi söz konusu. Türkiye okuyan ve dinleyen insan sayısının çok az olduğu bir toplum. Hatta okumadan ve dinlemeden, yani her ikisini de dikkate almadan iş yapan ciddi bir çoğunluk var. İnsanlarla uyumlu çalışabilmek ya da yalnız çalışmayı tercih etmek de bir başka gösterge.  İnsanların çoğunluğu sıradan işler yaparken, çok az sayıda özgüveni yüksek insan hızla karar alabiliyor ve cesaretle hareket edebiliyor. Büyük ya da küçük ölçekli kuruluşlarda çalışabilmek de yine kişinin iş yapabilme göstergelerinden. Her türlü ortamda çalışan insan sayısı fazla değil. Bu konuda Peter Drucker’ın önemli bir uyarısı daha var; “Kendinizi değiştirmeye çalışmayın, bu pek mümkün değildir. Ancak çalışarak, işleri yerine getirme yönteminizi geliştirebilirsiniz” diyor ve ekliyor; “Yerine getiremeyeceğiniz ya da yetersiz biçimde yerine getireceğiniz işlere girmemeye çalışın.”

Değerlerimizin ne olduğunu bilmek, kendimizi yönetmede büyük önem taşıyor. Kişi, kendisiyle bağdaşmayan bir değerler sisteminin bulunduğu bir organizasyonda asla çalışmamalı. Çünkü çalışmaya kalktığında düş kırıklığının yanında, başarısız olması kaçınılmaz. İnsanın kendisinin nereye ait olduğunu bilmesi de çok önemli. İnsan bu bilince ancak yirmili yaşlar sonrasında ulaşıyor. Kendimizi yönetmede başarı için; diğer insanların da, farklı değerlere sahip, ayrı bireyler olduğunu dikkate almak zorundayız.

İnsanoğlu bugüne dek, büyük ölçüde ana babasından kendisine aktarılan düzende yaşadı. Bugün karşımızda bilgi ekonomisi ve onun yarattığı yeni bir toplum var. Bu toplumda herkesin, herkesten çok başarılı olma beklentisi var. Herkesin eşzamanda başarılı olması ise mümkün değil. Çünkü başarının olduğu yerde başarısızlık da var. Geçmişte sadece kendisine söyleneni yapması beklenen sanayi işçisi, günümüz bilgi toplumunda “kendisini yönetmek” zorunda. Bu radikal değişim süreci, kişinin dönüşümünü ve onun geçmişte hiç görülmemiş işleri yapmasını öngörüyor. Günümüzün bilgi işçisi, adeta bir tepe yöneticisi gibi düşünmek ve bu doğrultuda davranmak zorunda. İnsan başarılı olmak ve refah yaratmak için, öncelikle kendisini yönetmeyi öğrenmek zorunda. Eğer bunu başarırsa; başta aile olmak üzere, her türlü yönetim süreçlerini başarıyla yönetebilir. Fark yaratmamız kendimizi yönetmeyi öğrenmemize ve yaşama geçirmemize bağlı.

 

Kaynak:

Kendini Yönetmek, Peter Drucker

Last modified on Pazartesi, 17 Eylül 2018 09:50
Rate this item
(1 Vote)