Çrş11212018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM DÜNYA ŞEHİRLERİ VE BELEDİYE BAŞKANLARI

DÜNYA ŞEHİRLERİ VE BELEDİYE BAŞKANLARI Featured

Written by 

21.Yüzyılda ülkeler karşılıklı olarak bağımlı hale geldiler ve ulus-ötesi bir dünya ortaya çıktı. Böyle bir dünyada,  bağımsız ulus devletler çok ciddi sorunlarla boğuşuyorlar.  Çünkü politik kurumlar 17.yüzyıl dünyasının politik kurumları ve 21.yüzyıl dünyasının karşımıza çıkarttığı sorunları çözemiyorlar. Konu ile ilgili ilginç teoriler geliştiren Siyasal Bilim Profesörü Benjamin Barber bu ikilemi, “demokrasinin merkezindeki problem” olarak tanımlıyor. 21.yüzyılın getirdiği zorluklar ile ulus devletler gibi eskimiş ve giderek işlevini yitiren siyasal kurumların arasındaki bu uyumsuzluğa dikkati çekerek neler yapılabileceğini irdeliyor. Prof. Barber’e göre demokrasinin başı dertte, çünkü sorunlar sınır ötesi boyutta. Örneğin, küresel salgın hastalıklar, HIV, mülteciler, terör, savaş, uluslararası piyasalar vs bunların hepsi sınır ötesi sorunlar. Bu süreçte halkın sorunlarını çözeceğini iddia eden “Demokrasi” , karşılaştığı sorunlarla ilişkisini her geçen gün yitirerek iddiasından uzaklaşıyor.

Prof. Barber’ın önerisi; ulus devletler yerine, şehirler hakkında konuşmak.  Çünkü şehirlerden konuşmak, medeniyet ve kültürü yaratan politik kurumlardan söz etmek demektir. Şehirler demokrasinin beşiği. Barber şehirleri hem en eski, hem de en dayanıklı kurumlar olarak tanımlıyor. Örnekler veriyor; “ İstanbul Türkiye’den, İskenderiye Mısır’dan, Roma İtalya’dan çok daha eskidir” diyor. Şehirler doğup büyüdüğümüz, evlendiğimiz, ibadet ettiğimiz, yaşlanıp öldüğümüz yerler. Kısacası şehirler bizim evimiz. Şehirler soyut bir kavram olan ulus devletler den çok farklı. Ulus devletler bizim vergi ödediğimiz, oy verdiğimiz, ancak seçtiğimiz insanların çoğunlukla “biz olmadan yaptıklarını” izlediğimiz yapılar. Şehirler ve mahalleler böyle değil. Ve dünya nüfusunun yarısından fazlası şehirlerde yaşıyor, gelişmiş yerlerinde ise bu oran yüzde seksenlerde. Yani hareketin olduğu yerler şehirler. 

Günümüzde gelişmiş ülkelerin belediye başkanları, karşılıklı bağımlılıktan kaynaklanan sorunların çözümü için; uluslararası, şehirlerarası ve sınır ötesi kuruluşlar ile birlikte çalışıyorlar, organizasyonlar, konferanslar düzenliyorlar. Bütün bunların yapıldığı yer belediyeler. Daha iyi bir dünya yaratmak için, yurttaşların ve belediyelerin daha önemli roller üstlenmesi gerekiyor. Prof. Barber bu gerçeği kavramak için, öncelikle şehirlerin neden özel olduklarını anlamamız gerektiğini söylüyor. Belediye başkanları ile başbakan ya da devlet başkanlarını karşılaştırıyor. Bunların çok farklı görevler olduğunu vurguluyor ve siyasetin iki farklı ucunda yer aldıklarını söylüyor.  Devlet başkanı ya da başbakan olmak için bir ideolojiniz, bir partiye mensubiyetiniz ve bir üst anlatınız olması gerekir. Belediye başkanlarının özellikleri ise bunların tam tersidir. Belediye başkanı uygulamacıdır, sorunları çözer. İşleri yoluna koymak zorundadır. Varlık nedenleri buna dayanır. Bunu yapamayan belediye başkanı, gelişmiş demokrasilerde bir daha seçime giremez, girse de kazanamaz. Bu nedenle gerçek belediye başkanı; halkın güvenini korumak,  uygulamacı olmak ve sorunları çözmek zorundadır. Bu bağlamda belediye başkanından beklenen;  öncelikle ideoloji, din, etnisite başta olmak üzere bütün farklılıkları bir kenara koymaktır. Daha sonra hizmet üretmek ve şehirleri, kendisine hayat veren insanlarıyla birlikte, birbirlerine yakınlaştırmaktır.

Belediye başkanı mahallemizden bir kişidir, çevremizin bir parçası konumundadır.  Halkın günlük yaşamında yer alır. Bu nedenle belediye başkanı, il genel meclisi üyesi gibi yerel yetkililer daha yüksek bir güven düzeyine sahip olmak zorundadırlar. Farkları şehirlerden kaynaklanır. Çünkü şehirler günümüzde ileri derecede çok kültürlüdür, açıktır, katılımcıdır, demokratiktir ve işbirlikçidir. Bunlar ülkelerin göreli üstünlüklerini ifade etmede kullanılan parametrelerdir ve karşılaştırmalar bunlara göre yapılır. Bir başka önemli nokta; ülkeler arasında, “lider ülke” olma çabasından ileri gelen gerilimleri nedeniyle sorunları çözme konusunda sıkıntılar yaşanırken, şehirler bu kaygıları taşımazlar. Çünkü şehirler, birlikte çalışmak zorunda olduklarını bildiklerinden, beraber çalışırlar. Geçtiğimiz yıllarda 184 millet C 40 gibi, ICLEI gibi organizasyonlarla Kopenhag’da bir araya geldi. Amaç egemen düzenin, çok ciddi iklim değişikliği ile ilgilenmelerine nasıl engel olunduğunu anlatmaktı. Kopenhag belediye başkanının davetiyle gerçekleşti bu konferans. Hava kirliliğini yaratan karbon salınımının yüzde 80’i şehirlerden kaynaklanıyor. Parçası oldukları ulus devletler bir anlaşmaya varamasalar da, şehirler sorunu çözecek güçte olduklarını ortaya koydular. Limanları temizlediler, eski binaları yenilediler, yalıtım kalitesini artırarak enerjiyi daha verimli kullandılar ve karbon salınımını yüzde 50 azalttılar. Şehirler daha pek çok dikkat çeken uygulamaları hayata geçirdiler. Enerji tasarruflu otobüslerin, metrolar gibi kendi koridorlarında gidecekleri yeni toplu taşıma sistemleri kurdular. Yüksek katlı binaların ve kamu konutlarının yanına parklar adası kurdular ve şehirlere devasa yeşil alanlar kazandırdılar. Böylece; ulus devletler tavır koymayı ret etse de, şehirler ne yapabileceklerini ortaya koydular ve daha yapılacak pek çok şey olduğunu halklarına gösterdiler.

Günümüzde hala sınırlarla çevrili, birlikte hareket edemeyen ulus devletler ve o devletlerin dünyasında sürdürdüğümüz politik bir yaşamımız var. Ancak bilgi işlem teknolojilerindeki radikal değişimler sonucunda, artık sınırları olmayan bir dünyada yaşadığımız gerçeğini öğreniyoruz. Teknolojinin sınırları yok, eğitimin, bilgiye ulaşmanın sınırları yok. Bunların yanında terör ve savaşın da sınırları yok. Sınır ötesi sorunların çözümü için küreselleşmeyi demokratikleştirmemiz şart. Prof. Barber “küresel demokrasi” yolunun devletlerden değil, şehirlerden geçtiğini söylüyor; “ İşe yaramadığını gördüğümüz bir birleşmiş (ya da birleşmemiş milletler) örgütü yerine, küresel bir belediyeler parlamentosu kurabiliriz” diyor. Bu konu artık dünyanın önde gelen belediyelerin gündeminde yer alıyor.  Gelecek dünyaya ait ve şimdilik ütopik de gelse çok ilginç bir fikir bu; Çünkü belediyeler parlamentosu, yurttaşlar parlamentosu demektir. Yurttaşlar parlamentosu da “bizim parlamentomuz” demektir. Günümüzde uluslararası sorunları dile getirme misyonunu ulus devletlerden çok, şehirler yerine getiriyor. Şehirleri de belediye başkanları yönetiyor. Prof. Barber “Dünyayı belediye başkanları yönetse” derken, yönetim becerisine sahip ve onu sergileyen belediye başkanlarına atıfta bulunuyor. Önerisine kulak vermezsek, 17. yüzyıldan kalma ulus devletlerin, 21.yüzyılın sorunları karşısındaki çaresizliğini yaşamaya devam edeceğiz.

Kaynak:  

If Mayors Ruled the World: Dysfunctional Nations, Rising Cities,  Prof. Benjamin Barber 

Last modified on Pazar, 21 Ekim 2018 13:23
Rate this item
(2 votes)