Çrş11212018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM SİYASETİN GÖZDESİ “HİPNOZ”

SİYASETİN GÖZDESİ “HİPNOZ” Featured

Written by 

Koşullanmalardan, inançlardan oluşan ve frekans olarak bilinçaltımızda bulunan bir veri tabanı var. Beynimiz bunları deşifre ettiğinde, gerçeklik olarak kabul ettiğimiz bir algı oluşur. Bu algı beynimizdeki hücreler aracılığı ile farkında olmadan karşımızdaki kişi ya da kişilere geçer. Bu nedenle kaygıdan, mutluluğa kadar pek çok duygu bir anda toplumsal boyutta ortaya çıkabilir. Çünkü güçlü bir beyinden yayılan dalgalar, inanmış bir toplumu etkileyebilir, kişiler gelen dalgaları sorgulamadan kabul edebilir. Uzmanlar bu durumu “kitlesel hipnoz” olarak adlandırıyor. Başta reklam endüstrisi olmak üzere pek çok alanda hipnozun kullanıldığını görüyoruz. İletişim araçları üzerinden zihinler etki altına alınıyor, yönlendiriliyor, iktidar, güç ve menfaat sağlanıyor. Bu süreçte beyinler yapılan telkinlerle uyuşturuluyor, çalışamaz hale getiriliyor ve kişi kendisine yapılanın asla farkına varamıyor. 

Siyaset de hipnozun etkin kullanıldığı bir alan. Hipnoz ve Bilinçaltı Değişim Uzmanı Mehmet Başkak ABD’deki seçim kampanyalarında kullanılan hipnotik telkin yöntemlerini araştırmış bir kişi. Türkiye’de siyasal liderlerin hipnoz kullanımına ait oldukça ilginç açıklamaları var. Başkak bazı liderlerin bilerek ya da bilmeyerek hipnozu en güçlü şekilde kullandığını, bazı liderlerin ise farkında olmadan, tersine hipnoz yaparak partililerin bile tepkisini çektiğini söylüyor.

Partiler arasında yapılan ve sürekli olarak tekrarlanan sert açıklamalar haber programlarının en çok izlenen bölümü. TV tartışma programlarında, sosyal medyada da sıklıkla yaşıyoruz bu atışmaları, yapılan seviyesiz tartışmaları. Konuşmacılar yaptıkları yorum ve telkinlerle muhataplarını ötekileştirme çabası içindeler. Bu tür konuşmalar toplum üzerinde hipnoz etkisi yaratarak, taraflar arasında düşmanlığı körüklüyor, öfke duygusunu tetikliyor. Başka bir boyut ise; aidiyet duygusunun, tarafların sürü psikolojisi içinde hareket etmesine yol açması. Bu süreçte irade ve mantık yedeğe alınıyor. Bu nedenle toplumsal ortak zihnin, tehlikeli kitlesel hareketleri tetikleme potansiyeli yüksek.

Kaygı verici bu süreçleri yaratan, kişinin sorgulamaya yer vermemesi ve söylenenleri kabullenmeye hazır olması. Sosyal hipnozdan etkilenmemenin yolu ise farkındalıktan geçiyor. Yapmamız gereken toplumun ahlak ve bilinç düzeyini yükseltmek. Öncelikle çocuklarımıza analitik düşünce becerisini kazandırmak gerek. Toplum bu beceri sayesinde tuzaklara düşmeden, olası tehlikeyi yok edebilir. Ünlü düşünür Sokrates’in M.Ö 5. Yüzyılda öğretmenler için söylediği sözleri yol gösterici nitelikte; “Öğrencilerinize bir şey öğretmeyin, onların düşünmelerini sağlayın. Çünkü onlar düşünmeye başlarlarsa kendiliğinden öğrenirler”

Eğitim sistemimiz; sorgulatmayan, analitik düşünceye yer vermeyen bir sistem. Bu eğitimin şekillendirdiği beyinlerden oluşan toplumsal yapının, sosyal hipnozlara ne denli açık olduğu ortada. Onlarca yıldır klişelerle dolu, ezbere dayanan bu sistemde, kendisine söyleneni sorgulamadan doğru kabul eden insanlar yetiştirdik ve yetiştirmeye devam ediyoruz. Çocuklarımız sadece yüksek not almaya çalışıyorlar. Çünkü başarılı olmanın tek göstergesi var; Sınıfı geçmek sonra da diploma almak. Öğrencilerin bilgiye ulaşmak, onu işlemek ve yaşama geçirmek gibi hedefleri yok. Mevcut eğitim sisteminin sürdürüldüğüne bakarsak, yönetenlerin de böyle bir dertleri olduğunu söylemek zor.

Toplumsal yaşamın her alanında, aldığımız eğitimin bir sonucu olarak ezberle hareket ediyoruz. İdeolojik körlüğün yarattığı kamplaşmaların bedelini toplum olarak ödüyoruz. Toplum olarak nesnel bilgiye sahip olmadan, düşündüklerimizin doğru olduğuna inanıyor, düşüncelerimizin fanatik taraftarlığını yapıyoruz. Diğer taraftan, kendini aydın olarak gören, aydın olmayı salt bilgi edinmek sanan, diğer insanları aşağılayan ve onları cahil bulan insanlarımız var. Bilmeliyiz ki; Kalıplaşmış düşüncelerin dışına çıkamıyor, edindiğimiz bilgiyi işleyip kullanamıyor, kendimizi yenileyemiyor ve geliştiremiyorsak gerçek cahilliği sergiliyoruz demektir. Çünkü cahillik, eleştirel düşünce ve olaylara farklı bakış açısına asla yer vermez.

Herhangi bir dünya görüşünü savunmak “düşünmek” değildir. Bir ideolojiyi, bir siyasal partiyi, bir mezhebi ya da bir tarikatı otorite kabul etmek ve onların söylemlerine “dünya görüşüm” demek bilgilenme ihtiyacını yok etmektir. Kişiyi eleştirel olmaktan uzaklaştırır. Bu tip kişilerle sağlıklı iletişim kurabilmek ve uzlaşabilmek mümkün değildir. Çünkü öğrenmeye kapalıdırlar. Sadece, körü körüne destekledikleri siyasal parti liderleri, partileri ya da cemaatleri için mücadele ederler.

Aydın olmak öncelikle yansızlığı gerektirir. Gerçek aydın kişilere bağlı kalmaz. Olayları bütüncül bir bakışla ele alır. Bunu yapmak için analitik zekâ ve bilgi birikimine sahip olmak zorundadır. Olayları önceden öngörebilmeli ve sezebilmelidir. Toplumsal zihnimizin temizlenme ihtiyacı yüksek. Bu nedenle gerçek aydınlara çok ihtiyacımız var; Çünkü toplumu aydınlatacak ve toplumsal hipnoza girmesini engelleyecek olanlar bu insanlar.

Kaynak: 

www.mehmetbaskak.com

Last modified on Salı, 06 Kasım 2018 14:03
Rate this item
(3 votes)