Prş06202019

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM TEMEL BECERİLERİMİZ NE KADAR YETERLİ?

TEMEL BECERİLERİMİZ NE KADAR YETERLİ? Featured

Written by 

Araştırmalar, ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmasında yetişkinlerin beceri düzeylerinin temel belirleyici olduğunu gösteriyor.  OECD’nin yaptığı iki araştırma var. Birincisi, 15 yaş öğrencilerin matematik, bilim ve anadilinde okuma becerilerini test ettiği PISA sınavı. Türkiye son yapılan PISA sınavında, önceki yıllara göre daha da gerileyerek OECD ülkeleri arasında sonuncu sırada yer aldı. İkinci sınav ise, kamuoyunda pek bilinmeyen, bu nedenle de tartışılmayan PIAAC sınavı. İçeriği PISA’ya çok benzeyen bu sınavda; yetişkinlerin sözel, sayısal ve bilgisayar kullanarak problem çözme becerilerinin yeterliliği test ediliyor. Sınava katılanlar 16-24, 25- 34 ve 35- 44 yaş aralığında.  Türkiye bu sınavda da sonuncu sırada yer aldı.

Sonuçlara bakarsak, eğitimimizin birinci önceliği “temel becerileri” geliştirmek olmalı. Bunu yapmadan verimliliği arttırmak mümkün değil. Yoksa eğitimciler, eğitim bürokrasisi istedikleri kadar ekonomik ve idari önlemler alsınlar, durum değişmeyecek. Sınav sonuçları analiz edildiğinde; nüfusumuzun önemli bir bölümünün, en temel düzeyde okuma yazma, okuduğunu anlama ile sayıları anlama ve sayısal işlem yapma becerilerinden yoksun olduğunu görüyoruz. Dahası, temel becerileri üst düzeyde olan OECD ülkeleri ile kıyaslandığında çok düşük bir beceri düzeyimiz var. Eğitimimizin bu kalitesi ve nitelikleri yetersiz bu insan gücü ile refah düzeyimizi çok yükseltebilmek de mümkün değil.

Beceri sınavına katılan diğer ülkelerle karşılaştırıldığında becerisi en düşük yaş grubu, 16- 24 yaş grubu. Eğitim düzeyi ile yeterlilik düzeyi arasındaki ilişki açısından da yetişkinlerimiz diğer ülkeler göre çok düşük düzeydeler. Ayrıca, yeterlilik düzeyinde kadın nüfusunun aleyhine bir durum var. Bu fark bilgisayar kullanımı ile problem çözme alanında yaşla birlikte daha da artıyor.

Mevcut eğitim sistemimiz ne yazık ki, analitik düşünen, yaratıcı, inisiyatif alabilen, sorun çözebilen bireyler yetiştirmiyor. İktidar değişse de, eğitimde kalitesizlik değişmiyor. İnsanı merkeze alan, onun mutluluğunu amaçlayan, onu başarıya götürecek, refah sağlayacak bir eğitim sistemimiz yok. Öğrencinin düşündüğünü söyleyebilmesi özgür olmasına bağlı, ama bu özgürlük ortamı yok. Öğrencinin problemi kendi başına çözebilmesi çok önemli, ama ana babalar başta olmak üzere birilerinin yardımına ihtiyacı olan çocuklarımız çoğunlukta. Öğrenciye gereksiz bilgiler enjekte etmeye ve bunları ezberletmeye “eğitim” diyoruz, ama bu eğitimin artık bir karşılığı yok. Günümüzde eğitim hafızlığa dayanmıyor. Google üzerinden her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Sınıflarda resmen vaaz veriliyor. Öğrenciler baskı altındalar ve rahat değiller. İtiraz etmeleri de mümkün değil, disiplin cezaları ile korkutuluyorlar. Bunu yapanlar da ne yazık ki eğitimci sıfatını taşıyorlar. Üstelik bunları bilgi çağında yaşıyoruz. Gelişmiş ekonomi olamamamızın temel nedeni bu. Öğrencilerin kendi seçebilecekleri alanlarda, proje odaklı eğitim süreçlerine ihtiyaçları var, ancak sanayi toplumunun homojen, tek tip anlayışı, eğitim alanında da baskın karakteriyle karşımızda. Hâlbuki ezbere dayalı bu tip eğitim anlayışı, gelişmiş ekonomilerde çoktan terk edildi. Yetişkinlerimizin ve çocuklarımızın beceri düzeyleri çok yetersiz, bu nedenle gelişmiş ülkeler arasında sonuncu sırada yer alıyoruz. 

Öncelikle öğretmen kadrosunun, eğitime bakış açısının değişmesi şart. Öğretmenlerin yeniden eğitilmesi gerekiyor. Diploma almak yetmiyor, alınan eğitimin günümüzdeki ömrü beş yılı geçmiyor. Gelişmiş ülkelerde “yaşam boyu eğitim” anlayışı var, Türkiye’deki gibi üniversiteyi bitirince eğitim bitmiyor. Yetişkinlerin kendilerini sürekli yenilemeleri gerek. Her ay 1-2 kitap okumak, her yıl 2-3 hafta sürekli eğitim almak zorundalar. Bunu yapabilmesi için kendilerini yeniden kurgulamaları gerekiyor. Yapmak istemiyorlarsa sürekli tüketen bir kişi olmak durumundalar ve düşük ücretle çalışan bir kişi olarak yaşamlarını sürdürmeleri kaçınılmaz.

Başka bir gerçek, Türkiye’nin İngilizceyi hala konuşamıyor olması ve bunun bir mazereti yok. Türkiye teknoloji okur- yazarı değil. Belgesel izlemiyor ama dizileri ya da maçları asla kaçırmıyor. İnternete bilgiye ulaşmak, araştırma yapmak için değil;  Whatsapp, Facebook, Instagram ya da oyun oynamak için giriyor. Hâlbuki internette her türlü eğitim mümkün, üstelik bedava. Bu arada, herkesin “zaman yok” mazereti var, işsizler dahi kitap okumuyorlar bu ülkede.

İnsanımızın özgüvenini artırmaya, temel becerilerini geliştirmeye ihtiyacı var. Devletin olanakları belli, işsizlik giderek artıyor, işi olan da geliriyle kendisi ve ailesi için bir refah yaratamıyor. En iyi üniversiteleri bitirmiş öğrenciler bile devlette iş bulmayı hedefliyor. Genel kanaat devlet çok iyi bir işveren, çünkü maaş garanti, performans önemli değil, tatili var, raporu var. Böyle düşünen, kendine yatırım yapma bilincinden yoksun ve duygusal zekâsını geliştirme çabasından uzak insanlarımızın sayıları çok fazla. Ancak, farklı olan, fark yaratmak isteyen, kendi işini kurmayı düşünen, yaratıcı insanlara ihtiyacı var bu ilkenin. Mevcut eğitim sistemi bunu sağlamıyor, ancak kişi internet üzerinden kendini geliştirebilir, dil öğrenebilir, blog yazabilir, vlog çekebilir, kodlama öğrenebilir. Bunları yapmak insanlara zor geliyor, rahatsızlık veriyor. Hedonist bir yaşam felsefesi hâkim. Yani yaşamın esas gayesini zevk olarak kabul eden insanlarımız var. Ama 21. Yüzyılda bunları yapmadan kaliteli bir yaşam kurabilmek mümkün değil. Üstelik bunları yapmayı deneseler; kendilerini tanıyacaklar, sahip oldukları potansiyeli harekete geçirebilecekler ve esas hazzı o zaman alacaklar.

Dünya Ekonomik Forumu, çağımızda takım çalışması, duygusal zekâ ve başkalarını yönetme becerisinin öne çıktığını söylüyor. Uzmanlar, “çoktan seçmeli sınavla” öğrencileri değerlendiren mevcut eğitim sisteminin; bu becerileri geliştirmeyeceği, tam tersine körelteceği görüşündeler. İlkokula başlayan çocuklar, sahip oldukları empati, duygusal zekâ ve takım çalışmasına olan yatkınlıkları da zamanla kaybediyorlar. Çocuklarımızı “yarış atı” yapmaya çalışıyoruz. Çünkü onlara, herkesin kendi başına yaşam mücadelesi verdiği bir dünyayı anlatıyoruz. Başarı için daha fazla soru çözmeye zorluyoruz, özel ders aldırmaya çalışıyoruz. Kısaca yaşamdaki başarısıyla hiç ilgisi olmayan bir sınav için çocuklarımıza baskı kuruyor, onları bunaltıyor, mutsuz ediyoruz. Üstelik bütün bunları da, günümüzde hiçbir karşılığı olmayan kendilerine dayatılan “eğitim” için yapıyoruz.

Sonuçlar ortada; Siyasal iktidar eğitime harcadığımız bunca paranın bir kalite yaratmadığını görmek zorunda. Öncelikle, 21. Yüzyıl eğitim sistemine geçmek için mevcut eğitim sistemini dönüştürmek şart. Bu insan gücüyle, 2023’de dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme hedefinin hayal olduğunu hepimiz biliyoruz, ancak bu eğitim sistemi devam ederse ilk 20 ülke arasında kalmamız da kolay değil.

 

Kaynak:

www.tedem.org  

www.weforum.org

Last modified on Perşembe, 06 Aralık 2018 11:11
Rate this item
(1 Vote)