Çrş08212019

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM İTİRAZ YOKSA DEMOKRASİ DE YOK

İTİRAZ YOKSA DEMOKRASİ DE YOK Featured

Written by 

Ünlü siyaset bilimci ve teorisyen Robert A. Dahl demokrasilerde siyasal karar sürecinin, tek bir yönetici azınlık tarafından tekelleştirilmesine karşı çıkar. Demokrasinin temel işlevi bu tekelleşmeyi önlemektir. Dahl demokrasiyi iki değer üzerine oturtur. Birincisi katılım ve temsil hakkıdır. Yani demokrasinin herkesi kapsaması, vatandaşların tümünü içine almasıdır. İkincisi itiraz hakkıdır. Yani vatandaşın kafa tutması, itiraz etmesidir. Bunun ortaya çıkması ise “muhalefet” ile mümkündür. Ancak muhalefetin olması için insanlara itiraz hakkının verilmesi gereklidir. İnsanlar gerektiğinde, hangi çoğunlukla alındığına bakmaksızın bütün kararlara özgürce itiraz edebilmelidirler.  Robert A. Dahl demokrasinin temel unsurları olan siyasal katılım, siyasal temsil ve itiraz hakkına dayanmayan ya da bunları herhangi bir şekilde engelleyen hükümetlerin meşruiyetlerini kaybedeceklerini söyler.

İtiraz etmek, “ Ortaya atılan bir düşüncenin ya da alınan bir kararın karşıtını söylemek, o düşünce ya da karara karşı çıkmak” olarak tanımlanıyor. Ancak Türkiye’de demokrasi bir mücadele sonucu kazanılmadı, insanımıza bir hak olarak verildi. Demokrasi bilincinin eksikliği buradan kaynaklanıyor.  İnsanımız, “hayır” demeyi, “itiraz etmeyi” öğrenemedi, “emir kulu” olmayı ret edemedi. Bu nedenle itiraz kültürünü sergileyemiyor, gerekli muhalefeti yapamıyor. Türkiye’de sandığa indirgenmiş bir demokrasi anlayışı var. Rekabet ortamı ve belli periyotlarla yapılan seçimler sadece demokrasinin başlangıç aşamasıdır. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, çeşitli baskı ve çıkar grupları, sivil örgütler gerçek demokrasinin olmazsa olmazlarıdır ve bunlara giriş çıkışların serbest olması gereklidir. Bu alanlarda yapılacak yasal düzenlemeler sınırlı olmak zorundadır. Gerçek bir demokrasiyi tesis etmek için bunlar şart.

Türkiye’de biat kültürünün son derece baskın bir karakteri var ve itiraz kültürünü engelliyor. Hâlbuki kültürümüzün özünde biat kültürü yok. Oğuz boylarının Anadolu’ya geçiş süreci ve Selçuklu Devleti döneminde itiraz kültürünün pek çok örneğini görüyoruz. Halk ayaklanmaları, toplumsal muhalefet, dış mezheplerin başkaldırısı bu dönemin öne çıkan olayları. Selçuklu döneminin bitmesi ve Moğol işgali sonrası dönemde Osmanlı Beyliğini bir cihan imparatorluğa dönüştüren yine itiraz kültürüdür. Kuruluş ve yükseliş dönemindeki padişahlar itiraz kültüründen geldiler. Fatih Sultan Mehmet’in henüz on iki yaşındayken, Varna Savaşı öncesi babasına yaptığı itiraz en somut örneklerdendir; “Hükümdar sizseniz ordunuzun başına geçiniz, yok eğer bensem emrediyorum ordunun başına geçiniz.” Ancak itiraz kültürü, 16. Yüzyılın ilk çeyreğinde Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinden sonra güç kaybetmeye başladı. Padişahın aynı zamanda halife olması ile birlikte Arap yarımadasındaki egemen biat kültürü Osmanlı’ya taşındı. Oysa aynı dönemde Avrupa’da, Rönesans ve Reform hareketlerinin itiraz kültürünü iktidar yaptığını görüyoruz. Batı dünyasını zenginleştiren bilimsel ilerlemeler, coğrafi keşifler hep bu dönemde gerçekleşti. Osmanlı’da ise itiraz kültürü dirense de bu süreçte cılız kaldı. Osmanlı’nın duraklaması, gerilemesi ve çökmesi bu sürecin ürünleridir. Türkiye Mustafa Kemal’in 1919’da başlattığı Kurtuluş Savaşı ile itiraz kültürünü yeniden iktidar yaptı. Atatürk dönemindeki devrimler bu itiraz kültürünün ürünleridir. Çok partili dönemde yaşanan askeri darbelere insanımızın verdiği tepkilere bakarsak, itiraz kültürünün özümüzde hala var olduğunu söyleyebiliriz. İlginç bir örnek de, Ak Parti’nin 2002’de iktidara gelmesidir. Seçmen, mevcut siyasete itirazını TBMM’de bulunan tüm partileri Meclis dışında bırakarak gösterdi. Yeni kurulan Ak Parti ve 1999 seçiminde seçim barajını aşamayan CHP Meclisin iki partisi oldu.

Son yıllarda ise basının tekelleşmesi, üniversitelerin özerkliğini yitirmesi, kamu kuruluşlarının siyasallaşması itiraz kültürünün üzerinde yeniden baskı oluşturdu. Anayasa değişikliği ve OHAL bu sürece katkı sağladı. 15 Temmuz darbe girişiminin yanı sıra, terör ve savaşın sınırlarımızı tehdit etmesi,  ulusal çıkarlarımızı korumak adına bizi itiraz kültüründen uzaklaştırdı.

Bugün insanımızın başta adalet sistemi ve ekonomi olmak üzere pek çok şikâyeti var. Vergilerden harçlara, çeşitli kanunlarda öngörülen cezalara kadar birçok kaleme 2019 yılı için zam yapıldı. Hazine ve Maliye Bakanlığı artış oranın yüzde 23,73 olarak belirledi. Tüketici fiyatlarıyla enflasyon yüzde 25’lerde, üretici fiyatlarıyla yüzde 45’in üzerinde, ama SSK ve Bağ-Kur’luların zam oranı yüzde10,20. Memurun alacağı zam ise yüzde 10,70. Kimsede itiraz yok. Ancak, insanlar yılbaşında başlayan ücretli plastik poşet uygulamasına itiraz ettiler ve gündem oluşturdular. Hâlbuki uygulama plastik poşetlerin yarattığı kirliliğe karşı geliştirilmiş doğru bir karar, fakat yürürlüğe giren uygulama sorunu çözmüyor. Çünkü ücretini ödedikten sonra plastik poşetleri kullanmanızda bir sakınca yok. Gelişmiş ülkeler soruna farklı yaklaşıyor; Örneğin ABD’de yıllardır çevre sorunu yaratmayan kese kâğıdı ücretsiz olarak veriliyor, doğada çözünür ambalajlar kullanılıyor. Bu bağlamda ücretli poşetlerin parayla satılması sorunu azaltmakla birlikte gerçek bir çözüm değil. Bu açıdan itiraz etmemiz gerekli ve faydalı. Ancak, insanımızın yaşamını çok daha fazla etkileyen kararlara sessiz kalmasını düşünmemiz gerekiyor.

Demokrasiyi pekiştiren, katılım ve temsil hakkının yanında itiraz etme hakkının da kullanılmasıdır. Ayrıca demokrasi salt bir siyasal kavram değildir ve yaşamın her alanında pratik edilmelidir. Gelişmiş bir ülke olmanın yolu,  itiraz kültürünü sergilemekten geçer. “Hayır” diyebilmenin, “itiraz” edebilmenin çok önemli bir demokratik ihtiyaç olduğunu öğrenmek zorundayız. Ancak önemli bir nokta var; İtiraz ettiğimiz konuya çözüm getirebilmeliyiz. Olmaz demek yerine, nasıl olacağını tarif etmek zorundayız. İtiraz hakkı bu sorumluluğu beraberinde getirir. İtirazımızı bir temele oturtmak ve çözüm üretmek zorundayız. Sadece karşı çıkmak, itiraz etmek yetmez. Özetle karşı fikirlere, farklı bakış açılarına toplum olarak çok ihtiyacımız var. İtiraz kültürünün yaygınlaşması, öncelikle parti içi demokrasiyi yaşama geçirmemize bağlı. Bu süreci başlatmak, başta Ak Parti olmak üzere bütün siyasal partilerin ortak sorumluluğudur.

 

Kaynak: 

Poliarchy  Robert  A. Dahl

Demokrasi Üzerine, Robert  A. Dahl

Kapitalizm Sosyalizm ve Demokrasi, Joseph Schumpeter

Last modified on Salı, 12 Şubat 2019 11:50
Rate this item
(1 Vote)