Çrş08212019

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home DÜŞÜNDÜKLERİMİ YAZDIM “DÜNYA FELAKETE DOĞRU İLERLİYOR”

“DÜNYA FELAKETE DOĞRU İLERLİYOR” Featured

Written by 

Dünya Ekonomik Forumu 2019 yılı Küresel Risk Raporu’nu yayınladı. İş insanlarının, politikacıların, sivil toplum kuruluşlarının ve akademisyenlerin görüşlerine dayanan rapor; çevresel kötüleşme, siber güvenlik ihlalleri, ekonomik zorluklar ve jeopolitik gerginliklere dikkat çekiyor. İklim değişikliği ve veri güvenliğinin yanında, giderek gerilen uluslararası ilişkiler ve küresel ekonomiye yönelik tehditler en önemli riskler olarak sıralanıyor. Ayrıca, ABD Başkanı Trump’ın “Önce Amerika” siyasetinin uluslararası ticaret kuralları ve anlaşmaları zayıflatacağı, Brexit’in doğurduğu belirsizliklerle küresel ölçekte kaygı yarattığı dile getiriliyor.

Dünyada büyük güçler arasında yaşanan siyasal ve ekonomik gerilimler çok yüksek. Nedeni küreselleşme döneminin ardından yeni bir döneme, bir ayrışma sürecine giriyor olmamız. Artan ticari anlaşmazlıklar, büyümenin engellenmesi yeni dönemin ürünleri olarak karşımızda. Uluslararası işbirliğini engelleyen bu tehditlerin devamı durumunda var olan gerilim kuşkusuz daha da tırmanacak. Büyük güçler arasında siyasi çatışma kaçınılmaz görünüyor. İstikrarsızlıklar salt değişen güç dengelerinden kaynaklanmıyor, bakış açılarında ciddi farklılıklar var. Bu arada; geçmişte var olan, dünyanın acil durumlarda sergilediği ortak irade artık kalmadı. Önümüzde karanlık bir ekonomik gelecek var. Büyük güçler arasındaki çatışmanın ekonomik boyut da kazanacağı, uluslararası sistemdeki çatlakların derinleşmesinin kaçınılmaz olduğu bir gerçek.

IMF önümüzdeki yıllar için yaptığı tahminlerde, kademeli bir yavaşlama beklediğini açıkladı. Çin’in 2018’de yüzde 6,6 olan büyüme oranının, bu yıl yüzde 6,2’ye, 2022’de ise yüzde 5,8’e gerilemesi bekleniyor. Bu tahminler karşısında kaygılanmamak mümkün değil. Küresel borç yükü milli gelirin yüzde 225’ine, yani 3 katından fazlasına çıktı. Çin ile ABD arasında yaşanan gerginlik her iki ülke ekonomilerini etkiliyor. Dünya ekonomisi tehlikeli bir sürece girmiş durumda, bütün ülkeler gibi Türkiye de büyük risk altında. Üstelik bu riskler insan yaşamına çok ciddi etkiler yapıyor. Öncelikle “olumlu” duygular dünya genelinde hızla azalıyor ve yerini “olumsuz” duygular alıyor. Geçtiğimiz 15 yıl içinde ”depresyon” ve “anksiyete bozukluğu”  yüzde 50 düzeyinde artış gösterdi. Her 10 kişiden 1’inin ruhsal sağlığı iyi değil.

Raporda çarpıcı bir ayrıntı var; Mutsuzluk sadece insan sağlığını bozmakla kalmıyor, onun politik seçimini de doğrudan etkiliyor. İnsanlar daha yalnızlar. “Yalnızlık” doğal olmayan kentleşmenin yarattığı çok temel bir sorun olarak insanlığı tehdit ediyor. Metropollerde nüfusun yaklaşık yarısı yalnız yaşıyor. “Şiddet” giderek artıyor. Şiddetten özellikle kadınlar ve çocuklar mağdur oluyor.  Dünyada her 10 kadından 3’ü, eşi ya da sevgilisi tarafından şiddete uğruyor. Dahası, dünyada her gün 140 kadın şiddet sonucu yaşamını yitiriyor. “Gelirdeki adaletsizlik” katlanılabilir olmaktan çıkmış durumda. Tüm dünyada insanların mevcut düzene duyduğu güven dramatik biçimde azalıyor. Nedeni artan gelir adaletsizliği. Araştırmalara göre her 5 gençten 4’ünün hayattaki en önemli hedefi “zengin olmak”. Türkiye dünya genelindeki bu eğilimlerden doğal olarak etkileniyor. Ancak, hala güçlü aile bağlarına dayalı kültürümüzün bize, risklere karşı direnme gücü verdiğini de söylemeliyiz.

2019 yılında öne çıkan risklerin çoğunluğu siyasetin yarattığı riskler. Ekonomik anlaşmazlıkları yaratan yürürlükteki siyaset.  Uluslararası ticareti çıkmaza sokan da bu siyaset. Katılımcıların yüzde 90’ından fazlası bu görüşü  destekliyor. Merkezi siyaset politikalarına ek olarak, sıkılaşan küresel finansal koşulların özellikle borç yükü altında olan ülkelere yaptığı baskılar da önemli bir sorun. Bu borçlar dolar bazında ve ülkelerin makroekonomik göstergeleri tehdit ediyor. Bu koşullarda ülkeler daha çok kendi çıkarlarını düşünmek zorunda. Uluslararası kurumlar artık eski güçlerinde değil. Kaygı verici bir durum ve bütün ülkelerin acilen bu konuyu gündemlerine almaları gerek. Yoksa olası bir küresel krizde, gerekli iş birliği ve dayanışmanın sağlanabilmesi hiç kolay değil.

Olağandışı havalar, afetler hemen her gün her coğrafyada yaşanıyor. İklim değişikliği ile mücadelede sergilenen politikalar son derece başarısız. Teknoloji ile ilgili riskler de çevresel riskler kadar önemli. Veri hırsızlığı, siber saldırılar, özel hayatın gizliliği teknolojik risklerin en önde gelenleri. Bu arada sürdürülebilir olmaktan çıkan küresel ekonomik düzenin milliyetçi hareketleri de tetiklediğini unutmamak gerek. Kapitalist toplumun yarattığı karamsarlık, güvensizlik ve tehdidin; başta erken sanayileşmiş ülkeler olmak üzere pek çok ülkede, radikal milliyetçilik, ırkçılık ve faşizmi yeniden diriltmeye başladığı görüyoruz.

Küresel ısınma, nüfus artışı ve çevre kirliliği dünyamızı tehdit ederken, dünyayı yönetenler salt ekonomik büyüme, sanayileşme ve büyük projeler ile toplumlarına refah sağlama çabasındalar. Ancak bunları yaparken ekolojik dengeleri ve atmosferi hızla tahrip ettiklerinin farkında değiller. Üstelik topluma refah getireyim derken, toplumun dengesini bozuyor, insanların yaşam koşullarında uçurum yaratıyorlar. Gerekli önlemler alınmaz ve söz konusu tehditler durdurulamaz ise, dünyamızın yaşanılabilir bir yer olmaktan çıkması kaçınılmaz olacak.

 

Kaynak:

www.weforum.org

Last modified on Salı, 12 Şubat 2019 12:08
Rate this item
(1 Vote)