Sal01232018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home YENİDEN DÜŞÜNMEK ADALET OLMADAN DÜZEN OLMAZ

ADALET OLMADAN DÜZEN OLMAZ

                                         

Yukarıdaki söz Albert Camus'ya ait. Felsefi terim olarak adalet "Doğrunun,hakkın korunması" dır. Sözcük karşılığı ise; hukuk kurallarının uygulanması olarak tanımlanmakla birlikte sosyal adaleti de ifade eder. Yaşam standardında, gelir düzeyinde ve daha bir çok alanda fırsat eşitliği sağlama, toplumda denge yaratma çabasıdır sosyal adalet.

Başlangıçta daha çok işçi sınıfı ile anılan bir kavram. Tarihe baktığımızda,  sağlıksız çalışma koşullarının yarattığı şiddet hareketlerini durdurmak için geliştirildiğini görüyoruz. Sosyal güvenlik sistemleri, sendikalaşma bu süreçte ortaya çıkıyor. Daha sonra ücretsiz sağlık ve eğitim, barınma ve temel gıda maddelerine erişim, kazanca göre vergilendirme gibi uygulamalar sosyal adalet arayışlarının sonucu olarak yaşamımıza giriyor. Günümüzde kapsamı iyice genişleyen sosyal adaletin nihai amacı toplumu oluşturan kesimler arasında gerilimi azaltmak.

Öncelikle hukuk alanında adaleti ele alalım ve yargının ne anlama geldiğini sorgulayalım. Türkiye'de yargı adliye, adliye de yargıçlar, savcılar ve avukatlar demek. Ancak evrensel hukuk, bu tanımı yetersiz görüyor ve "yargı" nın var olmasını ölçütlere bağlıyor. Birinci ölçütü "Devletin toplum tarafından sınırlanması" olarak tanımlıyor. Türkiye'de yargı tam tersine, "Devletin toplumu sınırlandırması ve denetlemesi anlamına geliyor. Dolayısıyla yargının, muhalefetin tasfiye etmesinin aracı haline gelmesi mümkün. İkinci ölçüt "meşruiyet", yani yargının adalet dağıtacağına olan inancın toplumda yaygın olarak kabul görmesi. Üçüncü ölçüt ise "yargının hak ve özgürlüklere sahip çıkması",  bu alanda bir "güvence" olduğuna dair kanaatin oluşması. Son ölçüt "yargının sadece hukuka bağlı olması, katı merkeziyetçi bir yapının olmaması, siyasi bir grup ya da bir liderin düşüncelerini hukuk olarak dayatamaması". Bu nedenle, hukuk alanının "özerk" olması ve siyasetin dışında kalması şart. Bütün bunlar bize yargının, salt adliye, yargıç, savcı ve avukatlardan olaşan bir erk olmadığını gösteriyor. Bu kabulde yargının varlığı, yargısal aktörlerin yeteneklerine, dürüstlüklerine, özverili olmalarının dışında bir şey.

Üç yıl önce yaşanan Roboski katliamına bakalım; 34 sivil yurttaşımız üzerlerine atılan bombalarla öldürüldü. Ancak olayla ilgili bir tek kişi yargılanmadı, mahkeme kurulmadı, duruşma yapılmadı. Bu insanlık trajedisinin sorumlusu yok, kovuşturmaya gerek olmadığına karar verildi, gerekçesi ise "kaçınılmaz hata". Afyon'daki mühimmat deposu patlamasında şehit olan 25 askerimizin de sorumlusu da yok, soranlara "hain" dendiğini hatırlıyoruz. Gezi'de, Soma'da, inşaatlarda, tersanelerde, trafikte, depremde resmen cinayet diyebileceğimiz ölümler var. Dahası, okul kapısı üzerine düştüğü için ya da rögar kapağı açık bırakıldığı için düşerek yaralanan, hatta ölen insanlarımız var. Örnekler çoğaltılabilir. Sorumlular yok, bu durumda doğal olarak adalete olan inanç sarsılıyor. Ölenlerin yakınlarının bir bölümü adalet umudunu öbür dünyaya, yani "İlahi Adalet"e bırakmış, diğer bölümü ise Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvurunun sonuçlanmasını bekliyor.

Milattan önce yaşayan Socrates'in öğrencisi, Aristotales'in hocası Eflatun (MÖ: 427-347) "Bir yerde suç varsa orada adalet yoktur "diyor. Çağdaşımız diyeceğimiz Albert Camus ( 1913-1960) ise "Adalet olmadan düzen olmaz " diyor. Bu düşünürler, yaşamlarında iki bin yıldan fazla bir farka karşın ortak bir doğruya, yani toplumsal yaşamda adaletin önemine işaret ediyorlar. Dünya çapında insan hakları ve özgürlükleri izleyen Freedom House 2013 raporunda Türkiye "kısmi özgür" ülke olarak tanımlanıyor. Her yıl gerileyen ülkemiz 197 ülke arasında 120. sıraya indi. Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu ( TMK) nun bazı maddelerinin bu sonucu yarattığı ifade ediliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) Türkiye'nin Rusya'dan sonra en fazla mahkum olan ülke olduğunu ve açılan her davada Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en az bir maddesini ihlal ettiğini duyurdu. Dahası, Türkiye yargılama bekleyen dosyalarda ve davaların uzunluğunda birinci sırada.

Türkiye adalet arayışlarına kulak vermek zorunda. Sağlıklı bir demokrasinin olmadığı, evrensel hukukun olmadığı ülkelerde ekonomik gelişme de olmuyor. Vatandaşın gelirinin ve refahının artması bu alanda atılacak adımlara bağlı. Adalet dağıtamayan yargıyı hepimiz oturup "yeniden düşünmek" zorundayız.