Cts12152018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home YENİDEN DÜŞÜNMEK EKONOMİK GELİŞME- LOJİSTİK İLİŞKİSİ

EKONOMİK GELİŞME- LOJİSTİK İLİŞKİSİ

Çok hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecindeyiz. Küreselleşme ülkelerin fiziksel sınırlarını kaldırdı, yeni teknolojilerle iletişim ve ulaşım kolaylaştı, ucuzladı. Artık ürünler dünya pazarlarında daha kolay, daha düşük fiyatlarla satılabiliyor, istenilen ürünler her yerden tedarik edilebiliyor. Bu gelişmelerin sonucunda dış ticaret hacmi büyüyor, buna paralel olarak da pazar ve ihracatçı sayısı hızla artıyor. Bir başka ifade ile üretim parametreleri ulusal olmaktan çıktı.

İşletmeler salt kendi ülkelerinde değil, uluslararası pazarlarda da rekabet etmek üzere üretmek ve pazarlamak zorunda. Yoksa ayakta kalmaları mümkün değil, dahası ülkelerin de bu rekabete ayak uydurma zorunluluğu var. Diğer ülkelerle rekabet etme gücünüz varsa ticaretiniz artıyor, dış ticaretin artması da gerek ekonomik,  gerekse ekonomik olmayan sağlık, eğitim, yaşam kalitesi gibi alanlarda refahı yükseltiyor.

Günümüzde üretim maliyetleri birbirine çok yakın bir hale geldi, ürün odaklı rekabet anlayışı ile işletmelerin avantaj elde etme şansı fazla yok. Bu durumda "lojistik" rekabet edebilmenin temel belirleyicisi. Lojistik, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, tedarikçiden son kullanıcıya dek uzanan süreçte; satın alma, taşıma, depolama ve bu faaliyetlerin düzenlenmesi ve planlanması olarak ifade ediliyor. Küresel rekabet için bu faaliyetlerde maliyet ve hizmet kalitesi avantajı, yani bir  "farklılık" yaratmak zorundasınız. Bu bağlamda, ülkelerin lojistik sektörüne ne denli önem vermesi gereği ortada.

Türkiye'de lojistik sektörü çoğunlukla, KOBİ ölçeğinde işletmelerden oluşuyor. Ancak, Türkiye'de KOBi'ler 250 işçiden az işçi istihdam eden ve yıllık mali bilançosu 25 milyon TL'yi aşmayan ekonomik birimler.  AB müktesebatıyla uyum sürecinde, artık KOBİ'ler salt üretim değil, hizmet sektörünü de içine alacak ve mali bilançosu 50 milyon euro'ya kadar çıkacak. Ancak, bugünkü konumlarıyla bu ölçekteki lojistik işletmelerinin küresel rekabete dayanması kolay değil. Müşteri memnuniyeti sağlamaları katma değer yaratmalarına bağlı; bunun için maliyetlerini düşürmeleri, tedarik zincirini geliştirmeleri gerek. Bu mali yapılarıyla lojistik işletmelerin birbirleriyle işbirliğine girmeleri kaçınılmaz. Bu nedenle hükümetin Ekonomik Dönüşüm Paketi'nde yer alan "Taşımacılıktan Lojistiğe Geçiş Eylem Planı" büyük öneme sahip.

Türkiye'nin küresel aktör olması; öncelikle dış pazarlarda rekabet edebilir bir ülke olması, sonra da bu ürünleri en düşük maliyetlerle ilgili pazarlara ulaştıracak lojistik sektörü yaratma ihtiyacı var. Dünyaya baktığımızda; birçok ülkenin lojistik kümelenme çalışmalarıyla hem sektörel hem de ulusal düzeyde küresel rekabet avantajı yarattıklarını görüyoruz. Dünya Bankası'nın Küresel Lojistik Hizmetleri Endeksi'nde;  "Gümrükler", "Altyapı", "Uluslararası sevkiyatlar", "Lojistik hizmet kalitesi ve yetkinlik", "Takip ve izlenebilirlik" ve "Zamanında teslim" olmak üzere 6 temel alanda 155 ülkenin lojistik performansı değerlendiriliyor. Türkiye bu endekste 27. sırada yer alıyor. Üst sıralarda yer alan ülkeler gelişmiş "Lojistik üs" lere sahipler, burada işletmeler belirli bir coğrafyada kümelenerek birbirleriyle ilişki halindeler.

Sonuç olarak, dünya ticaretindeki dönüşüm lojistik sektörünü öne çıkartmakta. Uluslararası rekabet, neredeyse bütün sektörlerle doğrudan ilişkisi olan lojistiğe bağlı. Ülkelerin ekonomik büyümeleri ve yoksulluğu azaltmaları küresel ağ bağlantılarıyla doğrudan ilişkili. Bu ağın dışında kalan ülkelerin maliyetleri giderek aratacak ve rekabet şansı tümüyle yok olacak. Türkiye'de Lojistik sektörü kabaca 100 milyar dolarlık potansiyele sahip, ancak mevcut pazar büyüklüğü 55- 60 milyar dolar. Yetkililer coğrafi konumundan dolayı Türkiye'nin lojistik üs olma iddiasını ve hayalini dile getiriyorlar. Doğru, Türkiye doğu batı arasında, 600 milyar dolarlık mal hareketinin geçiş notasında olmanın avantajını yakalayabilir, ancak fiziksel ve kurumsal alt yapı eksikliklerimiz var,  bunlar da en az coğrafya kadar önemli. Fiziksel alt yapı eksikliğine örnek taşımacılığın neredeyse tamamı- Yüzde 94'ü- karayolu ile yapılmakta. Karayolu, demiryolu, denizyolu ve hava yolundan oluşan kombine taşımcılığa geçiş şart. Bir başka eksiklik liman gerisi alanların yetersizliği. Kurumsal alt yapıya örnek olarak e- devlet, e-belge alanını verebiliriz. Bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin, lojistik bilgi sistemlerinde kullanılması çok önemli. Verimsizlik, akaryakıt maliyetlerinin yüksekliği, kombine taşımacılığın olmaması, diğer maliyet arttırıcı unsurlar Türkiye'yi uluslararası sıralamada çok aşağılarda, 112. sırada yer almasına yol açıyor.

Türkiye'nin lojistik üs olabilmesi tüm taşıma çeşitlerini kullanabilmesi ve dünya ile uyumlu yasal, finansal ve yönetsel uygulamaları yaşama geçirmesine bağlı. Unutmayalım ki, lojistik üsler ekonomik  gelişmede ve yabancı sermayenin ülkeye gelmesinde en önemli faktör.