Sal01232018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home SOSYAL DEMOKRASİ SOSYAL DEMOKRASİ TÜRKİYE’DE İKTİDAR OLABİLİR Mİ ?
13 Ağu 2014

SOSYAL DEMOKRASİ TÜRKİYE’DE İKTİDAR OLABİLİR Mİ ? Featured

Written by 

 

1923’den bu yana siyasal tarihimizi incelediğimizde; devlet eliyle gerçekleştirilen, yukarıdan aşağıya doğru bir modernleşme hareketini görüyoruz. Bu süreçte modernitenin temel kurumlarını oluşturan Türkiye, bireysel hak ve özgürlükleri hayata geçirmeyi ne yazık ki başaramıyor. Toplum da, bunun sonucu olarak;  özgürlükçü, çoğulcu bir yapıya dönüşemiyor.

Özellikle 1980’lerde başlayan değişim sürecinde, modernleşmenin liberalleşmesi ve demokratikleşmesi talepleri artmış durumda. Sosyal adalet salt refahın paylaşımında değil, kimliklerin tanınması, kadınların ve gençlerin siyasete katılması alanında da aranıyor. Bilim adamları bunu “modernite krizi”  olarak tanımlıyor ve çözümü, toplumun bireysel haklar temelinde yeniden kurulmasında görüyor. Çünkü modernleşme sürecinin dinamikleri toplumdaki değişimi anlamıyor, anlamak istemiyor.

Türkiye’de 1946’dan bu yana, tüm eksikliklerine karşın, çok partili bir demokrasiyi yaşatmaya çalışıyoruz. Yaşatmaya çalışıyoruz, çünkü Parlamenter demokratik sistemimiz darbelere, müdahalelere maruz kalsa da, ayakta kalmayı başardı. Ancak, demokrasiye geçen Türkiye, demokrasiyi toplumsal ilişkilere, siyasal kültüre bir türlü yerleştiremiyor. Bu sürecin doğal sonucu olarak siyasal partilerin toplumdan koptuğunu görüyoruz. Etnik ve dinsel kimlik siyasetleri de zaten bu dönemde gelişiyor.

Bugün Türkiye’de toplumla iletişim kurabilecek, özgürlükçü bir sosyal demokrat harekete şiddetle ihtiyaç var.  Demokratik sol bir alternatif Türkiye’nin sosyolojik değişimlerini görebilmeli; devletçi, milliyetçi yaklaşımlar sergilemek yerine, toplumsal taleplere kulak vermelidir. Sorunlara çözüm getirmek için kendini, Fuat Keyman’ın ifadesiyle “Ulus devletle kısıtlamamalı ve Türkiye çözümlemesini yaparken küresel/ bölgesel/ ulusal/ yerel etkileşimleri hesaba katmalıdır.”

Günümüzde devlet, farklılıkları temsil eden kesimlerle diyaloğa girmek zorundadır. Anthony Giddens’in vurguladığı gibi devlet, toplumsal değişimi desteklemeli ve bu değişimin demokratik temelde olmasını sağlamalıdır. Ayrıca devlet, toplum/ birey ilişkilerini haklar ve sorumluluklar temelinde düzenlemelidir.

Sosyal demokrat ya da demokratik sol alternatifin savunduğu devlet anlayışı, öncelikle toplumun yönetiminde katılımcı demokrasiyi tesis etmek üzerinedir. Ak Parti’nin temsil ettiği Muhafazakâr demokrasiye alternatif oluşturması bu alandaki vurgusuna, bu vurgusunun toplumda algılanmasına, karşılık bulmasına bağlıdır. Katılımcı demokrasi; toplum yönetiminde Sivil Toplum Örgütlerine yer vermek, Vatandaş İnisiyatifleri’ne ilgi göstermektir. Bu amaçla devlet, sivil toplum örgütlerinin siyasal, ekonomik ve kültürel dinamiklerle etkileşimlerini desteklemeli,  sivil toplumun örgütsel ve finansal olarak gelişmesine katkı vermelidir.

Sosyal demokrat ya da demokratik sol alternatifin savunduğu devlet anlayışı, sosyal adaleti toplumsal yaşamın en sorunlu alanlarında da ortaya koymalıdır. Bu bağlamda; yine Fuat Keyman’ın vurguladığı gibi; gelirin ve refahın adil paylaşımını savunurken; kültürel kimliklerin, kültürel haklarını yaşama geçirmek anlamına gelen tanınma adaletini, kadın ve gençlerin siyasete katılım adaletini de eş zamanda savunmak zorundadır.

Sonuç olarak sosyal demokrat hareket; demokratik bir Türkiye yaratmak için dünyanın değişen yapısını ve bunun yarattığı toplumsal talepleri anlamak için hâkim paradigmasını terk etmelidir. Küreselleşme sürecini tarihsel gerçeklik olarak algılaması bu yaklaşımı sergilemesine bağlıdır. Günümüzde bireysel hak ve özgürlüklerin, çok kültürlü yaşamın önünü açmak ve anayasal güvence altına almak ötelenemeyecek temel ihtiyaçlardır.

Bugün siyasal yaşamımızda ”sosyal demokrat” bir hareket olduğunu söyleyen CHP var. 1990’lardan bu yana devleti halkına karşı korumaya çalışan, laik Cumhuriyetin bekçiliğini birincil amaç edinmiş, ülke bütünlüğü adına toplumsal taleplere ilgi göstermeyen bir CHP.

CHP bugün Türkiye’nin en temel sorunlarından biridir.

Bu nedenle, ülkenin geleceği ile ilgilenen herkesin bu soruna ilgi göstermesi ve sorması gerekir;

CHP yöneticileri parti içi hesaplaşmalarla uğraşmak yerine, Türkiye’yi demokratik temelde yönetmek için toplumla bağ kurma, diyaloğa girme ihtiyacını duyabilir mi?

Kendisini milliyetçi, sağcı ideolojilerden ayrıştırabilir mi?

Dünya ve Türkiye değişirken kendisini dönüştürebilir mi?

Dönüşümünü kendi dinamikleri ile gerçekleştirebilir mi?

Kısacası CHP, Ak Parti’nin temsil ettiği muhafazakâr demokrasiye karşı güçlü bir alternatif olabilir mi?

Sorun buradadır.

CHP’yi bu nedenle konuşmak, Ak Parti’ye alternatif olabilirliğini sorgulamak zorundayız.

Bu bağlamda bir CHP analizini gelecek yazımda ele alacağım.

Last modified on Cumartesi, 27 May 2017 19:17