Pzt08202018

Last updatePzt, 08 May 2017 9am

Back Buradasınız: Home SOSYAL DEMOKRASİ CHP SOSYAL DEMOKRAT OLABİLİR Mİ?
13 Ağu 2014

CHP SOSYAL DEMOKRAT OLABİLİR Mİ? Featured

Written by 

Bir önceki yazımda “Sosyal Demokrasi Türkiye’de İktidar Olabilir mi?”diye sormuş ve kendini Sosyal Demokrat bir parti olarak tanımlayan CHP’yi sorgulamaya olan ihtiyacı dile getirmiştim. Kaldığımız yerden devam ediyorum.

 

CHP Marksist kökene dayanmayan bir parti. Başlangıçta; ilerici, laik, devrimci, ancak kendisini solda tanımlamayan, Cumhuriyet’i kuran milliyetçi bir parti.  Kemalizm dışında hiçbir ideolojiye yer vermeyen, Cumhuriyet’in kurucu unsurları olan askeri ve sivil bürokrasinin vesayetçi rejimini savunan ideolojik bir parti. Halkın değil, askeri ve sivil elitlerin egemen olduğu dönemi temsil eden bir parti. 1970’lere dek, yani Bülent Ecevit’in Genel Başkan olmasına kadar toplumdaki CHP algısı bu.

Cumhuriyet dönemine baktığımızda; Atatürk ve arkadaşları değişimden, batılılaşmadan yana, eşitlik, halkçılık ve adaleti savunuyorlar.  Ancak 1920’lerde dünyada totaliter, otoriter ideolojiler hakim. Kıta Avrupa yaklaşık yirmi yıl süren bu karanlık dönemi yaşıyor. Bu dönemde bir tarafta Stalin, diğer tarafta Hitler ve Mussolini var. Bu yıllar, demokratik yönetimlerin olmadığı; demokrasinin en zayıf, en ezildiği yıllar. Bu arada, Sovyet Rusya’yla toprak talebi ile ilgili sorunlar yüzünden Türkiye’de “milliyetçi refleks” tavan yapmış durumda.

Bu dönemde Cumhuriyet, devlet eliyle yukarıdan aşağıya doğru tüketim üzerinden bir modernleşme/ batılılaşma projesini hayata geçirmeye başlıyor. Askeri ve sivil elitlerin hayalinde, toplumda karşılığı olmayan bir “Batıcı Kimlik” arayışı var. Halka rağmen, halk adına yapılan bir hareket. Tepeden inme, dayatma, zorlama. Siyasal terminolojide “Toplum Mühendisliği” adı verilen bir proje. İçinde halk yok, onun iradi kararı yok.

CHP, Osmanlı’dan aldığı etnik, dinsel ve mezhepsel büyük farklılıklar gösteren toplumu bu zorlama “Batıcı Kimlik” le yönetiyor. Yönetim anlayışının temelinde Batılı, laik ve Türk Milliyetçisi öğeleri var. Bu değerleri toplumda yerleştirmekte, bir başka ifade ile toplumu dönüştürmekte/ asimile etmekte kısmen de olsa başarılı.

Bu süreçte, yani Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana kendini İslami ve Kürt kimlikleriyle ifade eden vatandaşlarımızın rahatsız olduklarını görüyoruz. Dahası bu insanlarımız, devletin yaptığı müdahalelerden dolayı kendilerini mağdur hissediyorlar. Geçmiş dönemde kendilerini ifade edecekleri bir demokratik ortam yokken,  küreselleşmenin yarattığı yeni iklimde seslerini duyurmaya başlıyorlar. Çünkü küreselleşme, “ulus-devlet” lere bireysel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi yönünde baskı uyguluyor. Farklılıkları destekliyor, farklılıklarla bir arada yaşama kültürünü geliştirmeyi öngörüyor.

CHP bu süreçte ne yapıyor?

Dünyanın ve Türkiye’nin dönüşümüne paralel bir yeniden düşünme, yeniden yapılanma çabasında mı?                                                                         

1960’ların ortalarında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün “Ortanın solundayız” dediğini görüyoruz. İlk kez Kemalist, milliyetçi, Laik, halkçı CHP kendisini batılı anlamda solda tanımlıyor. 1970’li yıllarda Bülent Ecevit’in önce Genel Sekreter, sonra da Genel Başkan olması ile siyasal yelpaze ve siyasal düşünce içinde kendini sosyal demokrat bir parti olarak belirginleştiriyor.

Şimdi soralım;

CHP gerçekten “Sosyal Demokrat” bir parti mi?

CHP’yi yönetenler gerçekten sosyal demokrasi anlayışını benimsiyorlar mı?

Bilişim teknolojilerinin yarattığı yeni ekonomiyi ve toplum yapısını yeterince anlıyorlar mı?

Bu süreçte kendini yeniden yapılandıran sosyal demokrasi ile örtüşüyorlar mı?

Sosyal demokrasi tarih içinde değişimler gösteren bir ideoloji. Kapitalist sitemin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlikleri demokrasi içinde azaltmayı hedefliyor. Özgürlük, eşitlik, adalet ve dayanışma temel ilkeleri. Zaman içinde temel ilkeler aynı kalsa da;  kuruluşundan bu yana Sosyal Demokrasi’nin güçlü olduğu, krize girdiği ve yeniden yapılandığı dönemler var. Tarihsel sürece baktığımızda;  kuruluş dönemindeki Sosyal Demokrat “Revizyonist” hareket, “Refah Devleti” ne, oradan da “Üçüncü Yol” a dönüşüyor.

Küreselleşme sürecinin 1970-1990 yıllarında sosyal demokrasiye yaşattığı kriz, yeniden düşünmeyi ve bunun sonucu olarak yeniden yapılanmayı gündeme getirdi. Küreselleşmeye tarihsel bir gerçeklik olarak bakarsak; bu süreci ciddiye almak, yaşattığı sosyolojik değişim ve dönüşümleri iyi anlamak zorundayız.

Bugün Sosyal Demokrasi toplumla organik bağ kuran, sosyal adalet alanının çok boyutlu yapısını kavrayan bir hareket. Bu önemli bir değişim. Sosyal demokrasi toplumsal sorunların ve taleplerin çözüm sürecinde demokratik tartışma ve müzakereye yer verir. Türkiye’nin temel sorunu modernleşme ile demokratikleşmeyi eklemlemek de buna bağlıdır.

Çağ artık “Bilgi Çağı”, sanayi toplumunun homojen, tek tip üretim paradigması artık geçerli değil. Sanayi sonrası toplumun bilgi ekonomisi ise her alanda farklılaşma yaratıyor. Artık siyaset, devlet değil, birey merkezli. CHP bunu anlamak istemiyor. 1930 refleksleri olarak tanımlayabileceğimiz “devlet merkezci”, “ideolojik”, “Türk Milliyetçisi” anlayışıyla günümüz Türkiye’sini yönetebileceğini zannediyor. Üstelik siyasal yelpazede bu anlayışı savunan, temsil eden bir siyasal parti var. CHP bu siyaset anlayışıyla; farklılıklarını sergilemek isteyen halka kendisini anlatamıyor, seçim kazanamıyor. Çünkü halkın değil, devletin yanında. Devleti halkına karşı savunuyor.

CHP’nin siyaset anlayışının odağında insan, ama yalnızca insan olduğunu söylemek zor. Kimlikleri ne olursa olsun, salt insan olduğu için onu dinlemek, empatik bir iletişime girmek, sorunlarına demokratik bir temelde çözüm bulmasına yardımcı olmak çabası yok. En azından toplumdaki algı bu.  Siyaseti bir algı yönetimi olarak ifade edersek, CHP’nin başarılı olduğunu söylemek zor.

Eğer CHP Sosyal Demokrat bir partiyse, Cumhuriyet’i demokratikleştirmede öncül olması gerekir. Türkiye’nin tüm coğrafyasıyla, toplumun her kesimiyle organik bir bağ kurması gerekir.

Bugün CHP varlığını kıyılarda sürdüren bir parti. Türkiye’de özgürlüklerin kısıtlandığı, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin, güvensizliklerin tavan yaptığı bir dönemde, sosyal demokrat bir parti olduğunu söyleyen CHP hala iktidara aday gösterilemiyor. Çünkü savunduğunu iddia ettiği kesimlerle bağı yok, dolayısıyla bu kesimlerden destek alamıyor. Kısacası CHP hedef kitlesinden oy alamayan bir parti. Üstelik 2002’den bu yana Ak Parti’nin siyasal merkezi yeniden inşa ederek, on yıldan fazla bir zaman diliminde sürdürdüğü hegemonik iktidarına rağmen alternatif olamıyor. Toplumun yaklaşık yarısı Ak Parti’ye karşı, ancak CHP iktidar alternatifi olamıyor,  düzenin yarattığı mağdurların, kendini mağdur hissedenlerin adresi olamıyor.

CHP bugün neyle meşgul?

Parti içinde “ulusalcılar” ile “yenilikçiler” diye tanımlanan gruplar arasında kıyasıya mücadele var. “Ulusalcılar” diye tanımlanan grubun söylemlerine bakarsak vesayet rejiminin öğelerini görüyoruz ki; bu devletçi zihniyetin sosyal demokrat bir söylemle örtüşmesi mümkün değil. CHP’yi sosyal Demokrat bir parti olarak tanımlıyorlarsa, bu kanadın CHP’deki varlıklarını derhal sorgulamaları gerek.

Diğer kanat olan “Yenilikçiler” gerçekten sosyal demokrat siyasetini savunuyorlarsa; bugün değişmekte olan vesayet rejiminin, yani Cumhuriyet’in başından bu yana süregelen devletçi zihniyetin karşısında yer almak zorundalar. Toplumu demokratikleştirmeden, bireysel hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına almadan “Modernleşmek”, “Batılılaşmak” olmaz.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu stratejik olarak “Denge Siyaseti”nden yana. Ancak, ideolojik olarak çok farklı olan insanların birlikte siyaset yapmaları ve topluma güven vermeleri imkânsız. Bu bir kaostur ve iyi niyet de olsa denge siyasetinin bir getirisi olmayacaktır.

Sonuç olarak; CHP, Erol Katırcıoğlu’nun ifadesiyle “gerçek bir sol parti olmanın temel koşulu” nu yerine getirmeli ve kendini sorgulamalıdır Unutmayalım ki; değişim, dönüşüm kaotik süreçlerdir,  yeni bir tutum ve davranış ancak yeni bir paradigmanın benimsenmesi ile mümkündür. Einstein’ın sözünü hatırlayalım:  “Sorunlar onu yaratan bilinç düzeyinde çözülemezler”.

 

Last modified on Cumartesi, 27 May 2017 19:16